29 Eylül 2008

27 Eylül 2008

ŞÜKÜRLER OLSUN-GEÇTİM :)

2.sınıfa geçtim, alttan ders bırakmadan direkt geçtim hem de ...

Bütünlemeye kaldığım 5 dersin hepsini de vermişim. Korktuğum olmadı ve başardım.

Şükürler olsun...

26 Eylül 2008

24 Eylül 2008

GÜVEÇTE TÜRLÜ

İşte yine buradayım, kuzumu uyuttum pc nin başına geçtim. Fotoğraf arşivime bir baktım ki daha yayınlamadığım 1-2 tane yaz yemeği var, ya hemen yazacağım ya da önümüzdeki yazı bekleyeceğim. Eee seneye kim öle kim kala değil mi? O halde yavaş yavaş eritmek lazım… Bu türlüyü en son geçen hafta yaptım ancak yapım aşamasını fotoğrafladığım halde pişmiş halini görüntülemeyi unutmuşum, elimdeki görüntülerle idare edeceğiz artık…

Türlü bizde yazın sık sık yapılır, ben de çok seviyorum. Hem yapımı da kolay, sebzeliğe bakıyorum her sebzeden birer ikişer tane artmış-hemen türlü yapıyorum. Tabii güveçte türlünün de ayrı bir tadı var. Ben genelde ölçüsüz yapıyorum ama size yine de göz kararı bir tarif vermeye çalışacağım.

Malzemeler:

250 gr kuzu kuşbaşı
250 gr. taze fasulye
2 adet patlıcan
2 adet kabak
1 adet patates
3 adet rendelenmiş domates
1 büyük baş soğan
5-6 diş dövülmüş sarımsak
Tuz

Yapılışı:

Öncelikle etleri güvecin dibine diziyoruz, üzerine küp kestiğimiz soğanları döşüyoruz. Üzerine de kenarlarını keserek ayıklayıp yıkadığımız taze fasulyeleri diziyoruz. Daha sonra kabuklarını alacalı kesip doğradığımız patlıcanları koyup, üzerine de soyup yıkadığımız patatesleri yayıyoruz. En üste kabakları soyup doğruyoruz. Dikkat ederseniz sebzeler en zor pişenden en kolay pişene doğru sıralanıyor. Pişmesi uzun zaman alan malzemeler diğerlerine göre daha altta kalacak. Şayet fırında yapacaksanız bu sıralamaya gerek yok, çünkü fırında ısı güvecin her yerine temas ediyor. Biz ocakta pişireceğiz, aslında güvecin özelliği diğer tencerelere göre ısıyı içinde eşit olarak dağıtması ama ocakta bu bir yere kadar oluyor. O yüzden sıralama çok önemli, aksi takdirde fasulyeler henüz tam pişmemişken kabaklar pişe pişe ortadan kaybolabiliyorlar… Neyse sebzeleri dizdikten sonra rendelenmiş domates, tuz ve dövülmüş sarımsakları da güvecin en üstüne döküyoruz. Gördüğünüz gibi yağ ve su yok… Etin yağı ve fasulyelerin salacağı su bize yetecek. Salça da yok, onun yerine domates var, doğal takılıyoruz…

Güvecimizi ocağa koyup altını iyice açıyoruz. Fokurdamaya başlar başlamaz, çok ama çok kısık bir ateşte ağzı kapalı olarak pişmeye bırakıyoruz. Burada en önemli nokta güvecin ağzı hiç hava almayacak, benim güveç kabımın kapağı yok ama çok uyan bir cam kapağım var. Uygun kapak bulamazsanız önce folyo ile güvecin ağzını tamamen kapatıyoruz ve üzerine de herhangi bir kapak geçiriyoruz. Güveci 2-3 saat unutunuz, ev işi yapabilirsiniz bu arada veya alışveriş daha iyi fikir… En az 2,5 saat pişecek, ben geçen gün saat tuttum 2 saat 45 dakikada işlem tamamdı… Ateşini iyi ayarlamak lazım yeterince kısık olmazsa, etler dibine tutabilir.

Pişen güvecimizin altını kapatıp ağzını açıyoruz. Güveç altı kapandıktan sonra 10 dakika kadar fokurdamaya devam edecektir. Fokurdaması geçince çok hafifçe sebzeleri örselemeden bir alt üst yapabilirsiniz. Aman kabağa dikkat, pişince çok kırılgan oluyor, lapa haline gelmesi işten bile değil. Bol bol yiyebilirsiniz, kalorisi düşük ve inanılmaz hafif, sağlıklı bir yemek yaptık. Haydi, afiyet olsun.

23 Eylül 2008

MENEMENLİK KONSERVE


Bu sefer çok bekletmeye gönlüm razı olmadı. Biraz zamanım vardı hemen bir şeyler yazayım dedim. Evet, sıcak yaz günlerini yavaş yavaş geride bırakıyoruz. Ben kendi adıma havalar serinlemeye başladığı için çok mutluyum. Bu yaz gerçekten de çok sıcak günler yaşadık. Normalde her türlü havayı severim aslında; yağmuru da, rüzgarı da, karı da … En çok da baharı severim. Dediğim gibi her mevsimin ayrı güzelliği olduğuna inanıyorum, hani “ayy bugün hava kapalı ne kadar da kötü, içim karardı” derler ya, ben nedense o ruh halini hiç hissetmiyorum. Ama bu yıl yaz sıcağı beni gerçekten de çok bunalttı, işyerimdeki klimalar yetersiz kaldığı için de bütün yaz piştim…

Bu yazın en çok nesini özleyeceksin deseler hiç düşünmeden çeşit çeşit meyvelerini ve tabii ki domatesini diye cevap verirdim. O yüzden de bu yaz sonunda bol bol domates istifleyip konservelerini yaptım. Geçen yaz olduğu gibi bu yaz da 10 kilo civarında domatesten konserve yapmıştım geçen haftalarda, ancak 3-5 gün önce eşim çok güzel domatesler görmüş ve dayanamayıp 25 kilo kadar almış. Evet yanlış okumadınız 25 kilo… Eve geldiğimde neye uğradığımı şaşırdım, çünkü mutfak domates tarlası gibiydi. 2-3 gün hafta sonuna kadar buzdolabında zar zor yer bulabildim. En sonunda da bu kadar domatesi oturup yiyemeyeceğim için yine konserve yapmaya karar verdim. 18-19 kilo kadar konserve yaptım, tahmin edersiniz ki bu kadar konserve için de kavanoz ayarlamak çok zor oldu. Bütün hafta sonumu kavanozlardaki yiyecekleri boşaltıp başka yerlere transfer etmekle geçirdim. Bir kısmını klasik domates konservesi, kalanını da menemenlik yaptım. Menemenlik konserve (bu ismi ben uydurdum) aynı zamanda domatesli biberli bulgur pilavı için de son derece patrik oluyor kışın… Domates konservesini geçen yıl kış hazırlıkları başlığında tarif etmiştim. Bakmak isteyenler buradan ulaşabilirler, ben bu sefer sizlere menemenlik konserve tarifini vereceğim.

Malzemeler:

10 kg. Domates (1 kilodan 1 orta boy kavanoz çıkıyor)
1 kg yeşil biber
1 kg soğan
Tuz

Yapılışı:

Domatesleri kabukları ile birlikte blendırdan geçirip, derince bir tencereye koyuyoruz. Soğan ve biberleri ince ince kıyıp az yağda hafifçe ölünceye kadar çeviriyoruz ve domateslerin üzerine boşaltıyoruz. Bolca tuz ekleyip tencerenin altını açıp kaynadıktan sonra yaklaşık 1-1,5 saat kaynatıyoruz. Arada sıra kapatmayı unutmuyoruz. Bu arada kavanoz kapaklarını kaynar suda 1-2 dakika kadar bekletip dezenfekte ediyoruz. Pişmiş menemenlikleri kavanozlara hiç bekletmeden sıcak sıcak koyup kapaklarını hemen sıkıca kapatıyoruz. Kavanozları baş aşağı çevirip 1 gün boyunca hiç ellemeden bekletiyoruz. Daha sonra istediğiniz bir yere kaldırabilirsiniz. Kapaklarını açmadığınız sürece buzdolabına koymaya gerek yok, ancak kapağını açtığımız konserveyi bitirinceye kadar dolapta muhafaza ediyoruz.

Afiyet olsun.

21 Eylül 2008

HİNDİLİ TAZE FASULYE


Abarttım değil mi... Artık ancak haftada bir yazabiliyorum. Ne yapayım, inanın o kadar doluyum ki... Biraz olsun nefes alabilmek ve kendime vakit ayırmak için hafta sonları bile erken kalkıyorum. Gün başlayınca her şey çok zor yetişir oldu. Ramazanın gelmesi ve tabii ki okulların açılması bu yıl nedense beni fena vurdu. Artık hafta sonları 2 gün boyunca 5 günlük yemek pişiriyorum, çünkü işten gelince iftara kadar sadece sofra hazırlamaya vakit kalıyor. 15 dakikada koşa koşa hazırlanıyoruz iftara, hafta içi ise yemekten sonra paso Kuzey'le ders başındayız. Dolayısıyla bir süre daha blogumda bol bol ana yemek tarifi olacak. Pastalara böreklere bir süreliğine ara verdim. Önümüzdeki haftayı atlatırsam 9 günlük tatil beni bekliyor, onun hayaliyle yaşıyorum bu aralar... :)
Bu arada bahsettiğim gibi oğluşum da bu yıl 4. sınıfa başladı, ama ne başlamak: dersler o kadar ağır ve sayısı da o kadar artmış ki; defter kitap kaplamaktan, içim tükendi. Bu yıl geçen yılki derslere ek olarak 5-6 ders daha gelmiş. Sıkı bir program eşliğinde devam ediyoruz derslere, ipin ucunu kaçırırsak yakalayamayız diye korkuyorum. Sıkı çalışma dediysem, oğlum öğlenci olduğu için akşamları 1 saat, sabahları da 1 saat ders çalışıyor. Düzenli gidersek bu kadarı yeter bize... Çocuklara yarış atı muamelesi yapmaya karşıyım ben, her çocuğun kapasitesi farklı oluyor-olduğu kadar... Ama bu kadarı bile fazla geliyor erkek çocuğu olanlar bilir, pek fazla dersle ilgilenmeyi sevmiyorlar... Varsa yoksa bilgisayar, televizyon, hafta içi bilgisayar yok tabii ki... neyse yuvarlanıp gidiyoruz işte, yavaş yavaş oturacak her şey Allah'ın izniyle... Bayram da yaklaşıyor, bu bayram Ankara dışında olma ihtimalimiz var, o yüzden de geçen yılki bayram telaşı yok mutfağımda. Ama eğer gidemezsek ne yaparım bilmiyorum, hiç hazırlık yapmadım.
Gelelim hindili fasulyeme:
Mazlemeler:
Yarım kilo taze fasulye
100 gr hindi eti (göğüs)
1 orta boy soğan
3 domates
Yapılışı:
Soğanı küp küp doğrayıp az yağda kuşbaşı doğranmış hindi eti ile birlikte kavuruyoruz. Daha sonra taze fasulyeyi de ekleyip uzun uzun fasulyeler sararana kadar kavurmaya devam ediyoruz. Üzerine kabukları soyulmuş ve yine küp küp doğranmış domatesleri ekliyoruz. İyice karıştırıp ağzını kapatıyoruz. Fokurdamaya başlayınca altını kısıp, ağzı kapalı halde fasulyeler tamamen yumuşayıncaya kadar pişiriyoruz. Afiyet olsun.

13 Eylül 2008

ZEYTİNYAĞLI KOLAY İMAM BAYILDI


Merhabaaaaaa :)

Yine uzun zaman oldu yazmayalı, ne çok şey olmuş: Tatil bitti, sınavlar bitti, okullar açıldı, ramazan geldi. Ohooo resmen yeni bir dönem açıldı işte…

Öncelikle tatilden döndükten sonra hummalı bir şekilde ders çalışmaya başladım. Biliyorsunuz final sınavlarına yetişemediğim için girememiş ve 5 dersten çakmıştım. O yüzden sıkı bir çalışma temposuna girdim. Hafta sonu bütünleme sınavlarına girdim, umarım iyi bir sonuç alırım ve bu işin içinden alnımın akıyla çıkarım. Çok emek verdim, çok çalıştım...

Bu arada ben sınavlara hazırlanırken bir de baktım Ramazan gelmiş, iyi de etmiş. Hepinizin Ramazanı hayırlı uğurlu olsun. Günler geçen yıllara göre daha uzun ve tabii ki çok da sıcak, Allah oruç tutan herkese sabır ve kolaylıklar versin. Ben maalesef tansiyon ve mide problemim nedeniyle uzun zamandır tutamıyorum. Ama eşim tutuyor, dolayısıyla akşamları eve gelir gelmez büyük bir iftar telaşı başlıyor bizde…

Tam Ramazan düzenimizi oturttuk derken okullar açılıverdi. Tabii ki önce hazırlıklar başladı, dolaplardan okul kıyafetleri çıkarılıp giydirildi. Küçülenler elden çıkarılıp, yerlerine yenileri konmaya çalışıldı. Eşyalar elden geçirildi. Beslenme, suluk, çanta, okul ayakkabıları vs. vs. kontrol edildi. Ve sonunda büyük gün geldi çattı… Büyük heyecan içinde okula götürdük oğlumu… 4. sınıfa başladı bu yıl, dersler geçen yıla göre daha ağır ve zor olacak, Allah tüm öğrencilerin yardımcısı olsun.


Bu arada da tabii tarifler birikti, fotoğraf makinem hala problemli ama çok şükür arada 1-2 poz çekebiliyorum. O yüzden yazamadığım süre zarfında pişirdiklerimin fotoğraflarını çekebildim. Çok başarılı fotoğraflar değiller ama yine de hiç yoktan iyidir değil mi?


Bu imam bayıldıyı bu yaz annem bana geldiğinde pişirmişti. Kendisi tansiyon ve şeker hastası olduğu için tüm yemekleri yiyebileceği şekle sokmayı başarmış.


Bu yemeği kızartmıyorsunuz, uğraşmak yok, içini önceden doldurmak yok, yiyeceğiniz zaman ısıtmak da yok. Çok kolay pişiyor ve inanılmaz da lezzetli. Annem gittiğinden beri her Cumartesi yapıyorum, daha bizimkiler bıkmadı :) Nasıl mı yapılıyor? Anlatayım:


Malzemeler:


2 adet tercihen biraz tombulca patlıcan
1 orta boy soğan
2-3 sivri biber
8-10 soyulmuş sarmısak
2 orta boy domates
1 tatlı kaşığı toz şeker
1 çay kaşığı tuz
3 yemek kaşığı zeytinyağı
yarım limon

Yapılışı:

Patlıcanların kabuklarını tamamen soyuyoruz. Yıkadıktan sonra önce enine, daha sonra her bir parçayı boyuna ikiye bölüyoruz. 2 patlıcandan toplam 8 parça elde etmiş olacağız. Domateslerin kabuklarını soyup küp küp kesiyoruz ve bir düdüklü tencerenin dibine döşüyoruz. Üzerine salata soğanı gibi yarım ay şeklinde doğranmış soğanı, ince kıyılmış sivri biberleri ve 2-3 parçaya bölünmüş samısakları ekliyoruz. Yağını üzerine gezdirip, tuzunu ve şekerine de koyduktan sonra hiç karıştırmadan en üste patlıcanları diziyoruz. Düdüklünün ağzını kapatıp ateşe koyuyoruz. Buharı çıkıp da düdğünü kapattığımızda altını kısarak 10 dakika pişiriyoruz. Sürenin sonunda tencerenin altını kapatıp ılınıncaya kadar bekliyoruz. Tencereyi açtıktan sonra, kapaklı bir cam kaba önce patlıcanları diziyoruz. Ardından tencerede kalan karışıma yarım limonun suyunu ekleyip güzelce harmanlıyoruz. Patlıcanların ortasını şöyle bir elimizle bastırarak hafifçe yer açıyoruz ve tenceredeki karışımı kevgirle alıp patlıcanların ortasına yerleştiriyoruz. Sarmısakların düzgün bir şekilde en üstte görünmesine dikkat ediyoruz. Tenceredeki suyu patlıcanların üzerinde gezdirip, üzerine dere otu serpiyoruz. Buzdolabında soğuyuncaya kadar bekletip, soğuk olarak servis yapıyoruz.

Afiyet olsun.