23 Eylül 2008

MENEMENLİK KONSERVE


Bu sefer çok bekletmeye gönlüm razı olmadı. Biraz zamanım vardı hemen bir şeyler yazayım dedim. Evet, sıcak yaz günlerini yavaş yavaş geride bırakıyoruz. Ben kendi adıma havalar serinlemeye başladığı için çok mutluyum. Bu yaz gerçekten de çok sıcak günler yaşadık. Normalde her türlü havayı severim aslında; yağmuru da, rüzgarı da, karı da … En çok da baharı severim. Dediğim gibi her mevsimin ayrı güzelliği olduğuna inanıyorum, hani “ayy bugün hava kapalı ne kadar da kötü, içim karardı” derler ya, ben nedense o ruh halini hiç hissetmiyorum. Ama bu yıl yaz sıcağı beni gerçekten de çok bunalttı, işyerimdeki klimalar yetersiz kaldığı için de bütün yaz piştim…

Bu yazın en çok nesini özleyeceksin deseler hiç düşünmeden çeşit çeşit meyvelerini ve tabii ki domatesini diye cevap verirdim. O yüzden de bu yaz sonunda bol bol domates istifleyip konservelerini yaptım. Geçen yaz olduğu gibi bu yaz da 10 kilo civarında domatesten konserve yapmıştım geçen haftalarda, ancak 3-5 gün önce eşim çok güzel domatesler görmüş ve dayanamayıp 25 kilo kadar almış. Evet yanlış okumadınız 25 kilo… Eve geldiğimde neye uğradığımı şaşırdım, çünkü mutfak domates tarlası gibiydi. 2-3 gün hafta sonuna kadar buzdolabında zar zor yer bulabildim. En sonunda da bu kadar domatesi oturup yiyemeyeceğim için yine konserve yapmaya karar verdim. 18-19 kilo kadar konserve yaptım, tahmin edersiniz ki bu kadar konserve için de kavanoz ayarlamak çok zor oldu. Bütün hafta sonumu kavanozlardaki yiyecekleri boşaltıp başka yerlere transfer etmekle geçirdim. Bir kısmını klasik domates konservesi, kalanını da menemenlik yaptım. Menemenlik konserve (bu ismi ben uydurdum) aynı zamanda domatesli biberli bulgur pilavı için de son derece patrik oluyor kışın… Domates konservesini geçen yıl kış hazırlıkları başlığında tarif etmiştim. Bakmak isteyenler buradan ulaşabilirler, ben bu sefer sizlere menemenlik konserve tarifini vereceğim.

Malzemeler:

10 kg. Domates (1 kilodan 1 orta boy kavanoz çıkıyor)
1 kg yeşil biber
1 kg soğan
Tuz

Yapılışı:

Domatesleri kabukları ile birlikte blendırdan geçirip, derince bir tencereye koyuyoruz. Soğan ve biberleri ince ince kıyıp az yağda hafifçe ölünceye kadar çeviriyoruz ve domateslerin üzerine boşaltıyoruz. Bolca tuz ekleyip tencerenin altını açıp kaynadıktan sonra yaklaşık 1-1,5 saat kaynatıyoruz. Arada sıra kapatmayı unutmuyoruz. Bu arada kavanoz kapaklarını kaynar suda 1-2 dakika kadar bekletip dezenfekte ediyoruz. Pişmiş menemenlikleri kavanozlara hiç bekletmeden sıcak sıcak koyup kapaklarını hemen sıkıca kapatıyoruz. Kavanozları baş aşağı çevirip 1 gün boyunca hiç ellemeden bekletiyoruz. Daha sonra istediğiniz bir yere kaldırabilirsiniz. Kapaklarını açmadığınız sürece buzdolabına koymaya gerek yok, ancak kapağını açtığımız konserveyi bitirinceye kadar dolapta muhafaza ediyoruz.

Afiyet olsun.

21 Eylül 2008

HİNDİLİ TAZE FASULYE


Abarttım değil mi... Artık ancak haftada bir yazabiliyorum. Ne yapayım, inanın o kadar doluyum ki... Biraz olsun nefes alabilmek ve kendime vakit ayırmak için hafta sonları bile erken kalkıyorum. Gün başlayınca her şey çok zor yetişir oldu. Ramazanın gelmesi ve tabii ki okulların açılması bu yıl nedense beni fena vurdu. Artık hafta sonları 2 gün boyunca 5 günlük yemek pişiriyorum, çünkü işten gelince iftara kadar sadece sofra hazırlamaya vakit kalıyor. 15 dakikada koşa koşa hazırlanıyoruz iftara, hafta içi ise yemekten sonra paso Kuzey'le ders başındayız. Dolayısıyla bir süre daha blogumda bol bol ana yemek tarifi olacak. Pastalara böreklere bir süreliğine ara verdim. Önümüzdeki haftayı atlatırsam 9 günlük tatil beni bekliyor, onun hayaliyle yaşıyorum bu aralar... :)
Bu arada bahsettiğim gibi oğluşum da bu yıl 4. sınıfa başladı, ama ne başlamak: dersler o kadar ağır ve sayısı da o kadar artmış ki; defter kitap kaplamaktan, içim tükendi. Bu yıl geçen yılki derslere ek olarak 5-6 ders daha gelmiş. Sıkı bir program eşliğinde devam ediyoruz derslere, ipin ucunu kaçırırsak yakalayamayız diye korkuyorum. Sıkı çalışma dediysem, oğlum öğlenci olduğu için akşamları 1 saat, sabahları da 1 saat ders çalışıyor. Düzenli gidersek bu kadarı yeter bize... Çocuklara yarış atı muamelesi yapmaya karşıyım ben, her çocuğun kapasitesi farklı oluyor-olduğu kadar... Ama bu kadarı bile fazla geliyor erkek çocuğu olanlar bilir, pek fazla dersle ilgilenmeyi sevmiyorlar... Varsa yoksa bilgisayar, televizyon, hafta içi bilgisayar yok tabii ki... neyse yuvarlanıp gidiyoruz işte, yavaş yavaş oturacak her şey Allah'ın izniyle... Bayram da yaklaşıyor, bu bayram Ankara dışında olma ihtimalimiz var, o yüzden de geçen yılki bayram telaşı yok mutfağımda. Ama eğer gidemezsek ne yaparım bilmiyorum, hiç hazırlık yapmadım.
Gelelim hindili fasulyeme:
Mazlemeler:
Yarım kilo taze fasulye
100 gr hindi eti (göğüs)
1 orta boy soğan
3 domates
Yapılışı:
Soğanı küp küp doğrayıp az yağda kuşbaşı doğranmış hindi eti ile birlikte kavuruyoruz. Daha sonra taze fasulyeyi de ekleyip uzun uzun fasulyeler sararana kadar kavurmaya devam ediyoruz. Üzerine kabukları soyulmuş ve yine küp küp doğranmış domatesleri ekliyoruz. İyice karıştırıp ağzını kapatıyoruz. Fokurdamaya başlayınca altını kısıp, ağzı kapalı halde fasulyeler tamamen yumuşayıncaya kadar pişiriyoruz. Afiyet olsun.

13 Eylül 2008

ZEYTİNYAĞLI KOLAY İMAM BAYILDI


Merhabaaaaaa :)

Yine uzun zaman oldu yazmayalı, ne çok şey olmuş: Tatil bitti, sınavlar bitti, okullar açıldı, ramazan geldi. Ohooo resmen yeni bir dönem açıldı işte…

Öncelikle tatilden döndükten sonra hummalı bir şekilde ders çalışmaya başladım. Biliyorsunuz final sınavlarına yetişemediğim için girememiş ve 5 dersten çakmıştım. O yüzden sıkı bir çalışma temposuna girdim. Hafta sonu bütünleme sınavlarına girdim, umarım iyi bir sonuç alırım ve bu işin içinden alnımın akıyla çıkarım. Çok emek verdim, çok çalıştım...

Bu arada ben sınavlara hazırlanırken bir de baktım Ramazan gelmiş, iyi de etmiş. Hepinizin Ramazanı hayırlı uğurlu olsun. Günler geçen yıllara göre daha uzun ve tabii ki çok da sıcak, Allah oruç tutan herkese sabır ve kolaylıklar versin. Ben maalesef tansiyon ve mide problemim nedeniyle uzun zamandır tutamıyorum. Ama eşim tutuyor, dolayısıyla akşamları eve gelir gelmez büyük bir iftar telaşı başlıyor bizde…

Tam Ramazan düzenimizi oturttuk derken okullar açılıverdi. Tabii ki önce hazırlıklar başladı, dolaplardan okul kıyafetleri çıkarılıp giydirildi. Küçülenler elden çıkarılıp, yerlerine yenileri konmaya çalışıldı. Eşyalar elden geçirildi. Beslenme, suluk, çanta, okul ayakkabıları vs. vs. kontrol edildi. Ve sonunda büyük gün geldi çattı… Büyük heyecan içinde okula götürdük oğlumu… 4. sınıfa başladı bu yıl, dersler geçen yıla göre daha ağır ve zor olacak, Allah tüm öğrencilerin yardımcısı olsun.


Bu arada da tabii tarifler birikti, fotoğraf makinem hala problemli ama çok şükür arada 1-2 poz çekebiliyorum. O yüzden yazamadığım süre zarfında pişirdiklerimin fotoğraflarını çekebildim. Çok başarılı fotoğraflar değiller ama yine de hiç yoktan iyidir değil mi?


Bu imam bayıldıyı bu yaz annem bana geldiğinde pişirmişti. Kendisi tansiyon ve şeker hastası olduğu için tüm yemekleri yiyebileceği şekle sokmayı başarmış.


Bu yemeği kızartmıyorsunuz, uğraşmak yok, içini önceden doldurmak yok, yiyeceğiniz zaman ısıtmak da yok. Çok kolay pişiyor ve inanılmaz da lezzetli. Annem gittiğinden beri her Cumartesi yapıyorum, daha bizimkiler bıkmadı :) Nasıl mı yapılıyor? Anlatayım:


Malzemeler:


2 adet tercihen biraz tombulca patlıcan
1 orta boy soğan
2-3 sivri biber
8-10 soyulmuş sarmısak
2 orta boy domates
1 tatlı kaşığı toz şeker
1 çay kaşığı tuz
3 yemek kaşığı zeytinyağı
yarım limon

Yapılışı:

Patlıcanların kabuklarını tamamen soyuyoruz. Yıkadıktan sonra önce enine, daha sonra her bir parçayı boyuna ikiye bölüyoruz. 2 patlıcandan toplam 8 parça elde etmiş olacağız. Domateslerin kabuklarını soyup küp küp kesiyoruz ve bir düdüklü tencerenin dibine döşüyoruz. Üzerine salata soğanı gibi yarım ay şeklinde doğranmış soğanı, ince kıyılmış sivri biberleri ve 2-3 parçaya bölünmüş samısakları ekliyoruz. Yağını üzerine gezdirip, tuzunu ve şekerine de koyduktan sonra hiç karıştırmadan en üste patlıcanları diziyoruz. Düdüklünün ağzını kapatıp ateşe koyuyoruz. Buharı çıkıp da düdğünü kapattığımızda altını kısarak 10 dakika pişiriyoruz. Sürenin sonunda tencerenin altını kapatıp ılınıncaya kadar bekliyoruz. Tencereyi açtıktan sonra, kapaklı bir cam kaba önce patlıcanları diziyoruz. Ardından tencerede kalan karışıma yarım limonun suyunu ekleyip güzelce harmanlıyoruz. Patlıcanların ortasını şöyle bir elimizle bastırarak hafifçe yer açıyoruz ve tenceredeki karışımı kevgirle alıp patlıcanların ortasına yerleştiriyoruz. Sarmısakların düzgün bir şekilde en üstte görünmesine dikkat ediyoruz. Tenceredeki suyu patlıcanların üzerinde gezdirip, üzerine dere otu serpiyoruz. Buzdolabında soğuyuncaya kadar bekletip, soğuk olarak servis yapıyoruz.

Afiyet olsun.

17 Ağustos 2008

MAYASIZ POĞAÇA


Son zamanlarda pek çok poğaça tarifi denedim. Çoğunlukla mayalı poğaçalardı. Ama ben hemen her hafta sonu poğaça yaptığım için artık değişik bir tarif bulmak gerekiyordu. Aklıma 2 -3 yıl kadar önce Efser'ciğimde yediğim kabartma tozlu poğaça geldi. Hemen bir mail attım, akşama tarifim elime ulaşmıştı bile. Girdim mutfağıma başladım yoğurmaya, klasik poğaça malzemelerinden yapılıyor ama tadı hiç de klasik değil. Öylesine baştan çıkarıcı bir tadı var ki, bir başlayınca kendinizi tutamayıp 4-5 tanesini birden mideye indiriveriyorsunuz. Tuzlu hamur işlerini çok da sevmeyen ben bile 2-3 tanesini 5 dakika için hakladım:) Ani misafirlere ilaç olacak kadar da pratik hani... Efser'ciğim ellerine sağlık güzelim...

1 çay bardağı eritilmş margarin
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı yoğurt
1 yumurta-beyazı içine sarısı dışına
1 tatlı kaşığı toz şeker
1 çay kaşığı tuz
1 paket kabartma tozu
Aldığı kadar un
Tüm malzemeleri karıştırıp, hamur kulak memesinden birazcık daha yumuşak hale gelene kadar un ekliyoruz. Ceviz büyüklüğünde parçalar kopararak ortasına dilediğimiz harcı koyarak üzerlerine yumurta sarısını da sürüyoruz. 200 derece fırında üzeri iyice kızarana kadar bekletiyoruz.

Afiyet olsun.

14 Ağustos 2008

ÇİKOLATA SOSLU CHEESECAKE



Merhaba,

Öyle bir tempoya girdim ki, sabah akşam davranış bilimleri yani sosyoloji ve psikoloji çalışıyorum. Daha önce hiç çalışmadığım ve bütünlemeye bırakırım dediğim 2 dersten biriydi, e artık gün bu gün deyip başladım hatmetmeye... Psikoloji dersi daha önce lisede hiç almamıştım, son derece zevkli olduğunu farkettim, ancak bir o kadar da karışık bir ders. Sosyoloji ise akıllara zarar, oku oku hiç bir şey kar etmiyor. Sadece evlilik, aile ve çocuklarla ilgili bölümleri anladım o kadar :( Yine de iyice hakkını vermem ve bütünlemeden ciddi yüksek bir puan almam gerekiyor, çünkü çalışmadığım için vize ve final notlarım çok düşük.

Bu arada ev ve iş son hızla devam ediyor. Yavaş yavaş tatil dönüşü sendromundan sıyrılıyorum. Yine Cumartesi günleri mutfak trafiği sıkışık ancak akşamları kışa göre daha hafif yemeklerle geçiştirmeye çalışıyoruz. Bol bol meyve tüketmeyi de ihmal etmiyoruz. Buna rağmen aylardır kilomda bir değişiklik olmadı.







Yukarıdaki cheesecake de kekevinden 1-2 ay önce denediğim bir tarifti. Daha ilk yapışımda eşim 2 gün sonrası için söz aldı ve tekrar yaptırttı. 10 gün içerisinde neredeyse 3 defa yaptım, her seferinde değişik misafirlere ikram edildi ve en az 2-3 kişiye tarif edildi. Öyle başarılı bir tarif ki pastanelerden alıp yediklerinizden bile daha güzel. Kısa sürede pişirilebilecek çok pratik ve hafif bir tatlı olması da cabası.

Yalnız benim kek kalıbım tarif için biraz büyük geldi sanırım, o yüzden üst kısımdaki peynirli karışım da çok alçak oldu ilk pişirişimde... Ben de çözüm olarak peynirli karışımın miktarını iki katına çıkardım. Çünkü daha küçük bir kelepçeli kabım yok. Tarife bakmak ve denemek isteyenler buradan ulaşabilirler. Hepinize afiyet olsunnnnn....

09 Ağustos 2008

PATLICAN SALATASI YE#37 MANGAL KEYFİ

Merhaba,

Bu ayki etkinlik nedir diye şöyle bir araştırayım dedim. Bir de ne göreyim sevgili Tuğba'nın ev sahipliğinde mangal keyfini yaşayacağız. Kısa süre önce aşağıda tarifini yayınladığım patlıcan salatam ile etkinliğe katılmaya karar verdim, öyle ya mangal yakılır da patlıcan salatası yapılmaz mı?

Sevgili Tuğba'ya etkinlikte kolaylıklar diliyorum. Umarım bol katılımlı bir etkinlik olur.




Merhaba,


Sonunda evime döndüm. İstanbul seyhati çok güzel geçti, oğlumla gittiğim için çok fazla gezemedim. Zaten İstanbul trafiği malumunuz bir yerden bir yere giderken insanı resmen bunaltıyor. Ama yine de bu gidişimde vapura binebildim. En son 2-3 sene önce binmiştim, denizin köpük köpük oluşunu ve martılara simit atmayı özlemişim. Çok iyi geldi bana, Kuzey de bayıldı bu işe maalesef fotoğraf makinem bozuk olduğu için hiç resim çekemedim. 4 günlük seyahatin ardından eve döndüm, temizlik yaptım, çamaşır yıkadım ve hafta içi tüketmek üzere yemekler yaptım. Nereye gidersem gideyim evimi ve mutfağımı çok özlüyorum. Bu arada sürekli yeni denemeler yapıyorum ama fotoğrafları olmadığı için yayınlayamıyorum. Ama arşivden bir-iki yemek tarifi çıktı onları sırayla yayınlamaya başlayacağım. İlki patlıcan salatası, benim kadar patlıcan seven herhalde yoktur. Ben patlıcanın her türlüsüne bayılırım: Karnıyarık, musakka, kızartma, babagannuç... mmmmm....


işte tarif:

5-6 adet patlıcan
1 baş soğan
3-4 adet sivri biber
1 adet domates
5-6 diş sarmısak
yarım limon

Patlıcanları közleyip kabuklarını suyun altında iyice soyuyoruz. Daha sonra küp küp kesip, üzerine yine küp kesilmiş domates ve soğanları ekliyoruz. Sivri biberleri ince kıyıp onları koyduktan sonra, düvülmüş sarmısakla birlikte tuz-zeytinyağı- limon ekliyoruz. hepsini harmanlayıp servis yapıyoruz, Afiyet olsun.

01 Ağustos 2008

İŞTE GELDİMMMMM...


Merhaba,


Tam 1 aydır yazmamışım. Bu süre zarfında tatile gittim geldim, hatta yıllık iznimin ikinci bölümü de bugün başladı. Tatilde güzelce dinlendim. Görümcemlerle birlikte gitmiştik, dönüşte onları da Ankara'ya getirdik. Sonra işe başladım, bir dönem Ankara dışından gelen giden misafirlerimiz oldu, bu arada işler de epey yoğundu. Sonra oğlum ve eşim memlekete gittiler, ben maalesef çalıştığım için onlarla birlikte gidemedim. Ama İstanbul'dan annem geldi benimle kalmaya. Biz de böylece hasret gidermiş olduk. Birlikteyken anneannem de geldi bizde kalmaya... Sonra hep beraber anneanneme geçtik. Son haftalar hareketliydi yani. Daha sonra da oğluşum bir döndü köyden simsiyah olmuş! Çok özlemişim onu :) Siyah ama mutlu bir çocuk. Çocuklar köy yerinde bir başka mutlu oluyorlar, rahatlık ve güven başka hiç bir yerde yok, sanırım ondan. Ankara'da sıcaktan eve tıkılıp kalıyorlar, güneşten sokağa bile çıkamıyorlar. Ancak akşam serinlik basınca 1 saat bisiklet sürüp eve dönüyor. Ankara 10 gündür yanıyordu, son bir kaç gündür serinledi de biraz nefes aldık.


Maalesef 1 aydır fotoğraf makinem bozuk, resim çekemiyorum. O yüzden de tarif ekleyemiyorum. Sony teknik servisi bulamadım bir türlü, hala tamir edilmeyi bekliyor. Ne kadar can sıkıcı olduğunu tahmin edersiniz.


Yukarıdaki resimler balkonumdaki çiçeklerden bazıları, mor-beyaz biyeli olan da uzun uğraşlardan sonra tutturabildiğim menekşeler. Nedense diktiklerimin büyük bir kısmı tuttu ama bu biyeli menekşelerden neredeyse 20 tane diktim sadece 1 tanesi tutmuş. O yüzden de çok kıymetliler, gözüm gibi bakıyorum.

Bu hafta sonu kısmetse İstanbul'a annemin yanına gidiyorum. 3-4 gün kalıp geri döneceğim. 1- 2 gün evde dinlenip sonra da işe başlayacağım.


Bu arada makinemi tamir ettirip en kısa sürede de tariflerimle geri döneceğim. Görüşmek üzere, şimdilik hoşçakalın, kendinize iyi bakın.