05 Aralık 2008

30 Kasım 2008

GÜVEÇTE ETLİ NOHUT



Güveçte pişen yemeğin tadı bir başka oluyor. Ağır ateşte ve kapağı açılmadan piştiği için de besleyiciliğinden bir şey kaybetmiyor. Ben birçok yemeği-şayet zaman sorunum yoksa-güveçte pişirmeyi tercih ediyorum. Geçen hafta sonu birden bire uzun zamandır etli nohut pişirmediğimi farkettim ve hemen giriştim.


Malzemeler:
1,5 su bardağı nohut
200 gr. kuzu kuşbaşı
1 orta boy soğan
1 yemek kaşığı domates salçası
tuz

Yapılışı

Bir gece önce nohutları ıslatmış ve hafif şişmesini sağlamış olmamız lazım. Güvece koyduğumuz çok az sıvı yağda kuşbaşı etleri ve küp doğradığımız soğanı kavuruyoruz. Suyunu salan etlerin suyunu çekmesini bekliyoruz ve nohutu da ekleyerek kavurmaya devam ediyoruz. 5 dakika kavurduktan sonra salçayı ekliyoruz ve nohutların üzerini 3 parmak kadar geçecek şekilde su koyuyoruz. Tuzunu ayarlayıp ağzını kapatıyoruz. Kaynayınca ateşi iyice kısıp 2 saat kadar hiç açmadan pişiriyoruz.


Afiyet olsun

19 Kasım 2008

FITÇIN



Evet bomba tariflerle döneceğimi söylemiştim. Gerçekten de bomba lezzetli bir Çerkez böreği fıtçın… İsmini daha öncede duymuştum ama ben İç Anadolu yöresinin bir yemeği olduğunu sanıyordum, meğer Çerkez yemeğiymiş haberim yoktu, ne ayıp J Yediğim günden beri aklımdan çıkmayan, çok lezzetli, ben de öğrenmeli ve en kısa zamanda yapmaya başlamalıyım dediğim bir yemek türü. İlk yapışımda kararı tam tutturamadım ama ikincisinde çok beğenildi. İlkinde aşırı kalın yapmışım ve içinde eksik malzemeler varmış, neyse sonunda nasıl yapıldığını öğrendim.

Yapımı çok zor değil aslında hamuru yoğurduktan sonra öyle çok düzgün açmaya da gerek yok. Neyse hemen tarife geçeyim ben…

Malzemeler:

Hamuru için:
Yarım su bardağı süt
2 kaşık yoğurt
1 çay bardağı sıvı yağ
Tuz
Bir tutam şeker
Yarım paket yaş maya

İç harcı için:
300 gr. kuzu kıyma
1 baş rendelenmiş kuru soğan
2 adet minik küpler halinde doğradığımız domates
2 diş sarımsak
Tuz
Karabiber
1 yemek kaşığı pul biber
2-3 adet ince kıyılmış sivribiber
2 çay bardağı su

Yapılışı:

Hamuru malzemelerine unu ele yapışmayacak yumuşak bir hamur oluncaya kadar ekleyip yoğuruyoruz. Ilık bir ortamda dinlenmeye bırakıyoruz. Hamur mayalanırken içini hazırlıyoruz. Kıymayı, domatesleri, rendelenmiş soğanı, ezilmiş sarımsağı ve diğer tüm malzemeleri iyice harmanlıyoruz.
Harmanlama işleminin sonunda hamurun üzerine rahatça yayabileceğimiz sulu ve çiğ bir kıyma harcı olacak içimiz…

Mayalanan hamuru ikiye ayırıp yarısını tezgahın üzerinde 0,5 cm. kalınlığında oklava ile açıyorız ve yuvarlakça (benim yuvarlak tepsim küçük oldu kare kullandım) bir tepsiye ilk katı yayıyoruz. Hamuru tepsinin kenarlarından biraz taşırıyoruz ve üzerine kıyma harcımızı her tarafa eşit olarak dağıtıyoruz. Harç üzerine küçük tereyağı parçaları yerleştiriyoruz.






Hamurun ikinci yarısına da aynı işlemi uyguluyoruz ve kıymaların üzerine seriyoruz. Kenarlarından hafifçe taşırdığımız ilk kat hamurun kenarını üst katın üzerine örterek elimizle şekilli olarak birleştiriyoruz.


Üzerine yumurta sarısı sürüp üst kattaki hamurun tam ortasına çay tabağı kadar bir delik açıyoruz. Açtığımız deliğin kenarlarına bıçakla kesikler atıp ortaya çıkan minik yaprakları kenara doğru kaldırıyoruz. Hamurun ortasında ayçiçeği gibi bir görüntü oluşuyor, bunun amacı hamurun içinde su birikmesini engellemek ve kıymaların pişmesini sağlamak…


170 derece fırında üzeri iyice kızarana kadar pişirip sıcak olarak üçgen şeklinde ve tabii ki ayranla servis yapıyoruz.


Afiyet olsun.

11 Kasım 2008

VEEEE.... BLOĞUM 1 YAŞINDA


Herkese merhaba, uzun süre aşağıdaki çiğ köfte resmini seyrettikten sonra sanırım bu pasta figürü hepimize iyi gelecek :) … Kocaman bir aradan sonra tekrar buradayım. Neler oldu bir bakalım; oğlumla okul düzenimizi oturttuk (içinizden yahu nerdeyse yarıyıl tatili geliyor daha yeni mi oturttun diyenleri duyar gibiyim, ama ne yapalım bu yıl böyle oldu), bloglar kapandı imza kampanyaları yapıldı ben de iki satır eleştireyim dedim ben yazana kadar tekrar açıldı :) neyse imza kampanyasına katıldım bari… Hayatta o kadar geriden geliyorum ki bu aralar, blogumun doğum gününü bile kaçırdım. İnsan kendi elleriyle emek vererek ortaya çıkardığı bir şeyin yıldönümünü kaçırır mı hiç, ben kaçırdım. (Yukarıdaki resimde bir sürü mum var ama biz sadece 1 yaşıdayız, başka resim bulamadım da)

Aslında tüm sorunlar uzun zamandır eve haftada bir temizliğe gelen yardımcı bayanımın işten ayrılmasıyla başladı diyebilirim. Ondan önce hayatımda çocuk-eş-iş-okul-mutfak-ev çokgeni gayet düzenli gidiyordu. İşte ne olduysa hayatıma temizlik-ütü ikilisinin dahil olmasıyla oldu ve düzen alt üst oldu. Oturtana kadar akla karayı seçtim, sanırım bundan sonra da böyle devam edecek çünkü 2 aylık zorlu bir uğraştan sonra yavaş yavaş oturttuğum düzenimi bundan sonra kimseye sırtımı dayamadan devam ettirmeye kararlıyım. Evet bahar temizliği, bayram temizliği derken yılda 3-4 kriz yaşamaya da hazırladım kendimi… Ha bu arada benim dersler de daha başlamadı, o zaman ne olacak, işte onu bilmiyorum…

Gelelim blogumun hikayesine: Geçen sene Ekim ayı civarındaydı sanırım, arkadaşlarla yemekhanede yemek yiyoruz, yemek tarifi sormuş bir arkadaşım onu tarif ediyorum. “Sen bir internet sitesi açsan da biz artık seni yormasak” dedi arkadaşın biri… ben de “aslında bloglar var ben de oralardan çok faydalanıyorum. Ne güzel belki ben de bir tane açabilirim, paylaşılacak çok lezzet var ne de olsa” derken, “e peki adı ne olsun” dendi. Çok düşünmedim Cumartesi günlerini full ama full mutfakta geçiren biri için çok zor olmadı, ismi de ağzımdan dökülüverdiJ Akşam eve gelir gelmez bir heyecan giriş yaptım, şablonlarımı seçtim, olmuştu işte!

İlk zamanlar kafamda o kadar çok yemek ve de arşivimde öyle çok resim biriktirdim ki haftada 5-6 tarif ekledim, yavaş yavaş düzene oturdu… Sonra başka bloglardan arkadaşlıklar kuruldu, en güzeli de buydu bence. Amacım yeni evliler, öğrenciler, çalışan hanımlar ve blog sahipleriyle tariflerimi paylaşmaktı. Unutulmaya yüz tutan ve sadece aile büyüklerimiz tarafından pişirilen yöresel yemeklere de yer vermeye çalıştım. Bir sürü eksiğim var hala ama şu an blogumdan memnunum, imkanım olduğu sürece de yazmaya devam edeceğim. Hatta bir süre sonra kendi internet siteme taşınmayı da düşünüyorum. Sonuç olarak iyi ki aranıza katılmışım diyorum:)


Bugünlük tarif yok ama en kısa zamanda bomba tariflerle geri döneceğim. Kendinize iyi bakın.



20 Ekim 2008

ÇİĞ KÖFTE


Bu aralar çok fena gaza geldim hep zor şeyler yapıyorum. Şimdi benim oğlumun bir huyu vardır, kimden bulaştı bilmem her alışverişe gittiğimizde markette mutlaka bir paket çiğ köfte geçirir eline, bunu alalım mı der. Bense çiğ köfte ve içli köfteyi dışarıda yemeyi sevmiyorum. Her seferinde kuzuma: yok, buradan almayalım ben sana yaparım, diyorum, ama hiç yapmıyorum. Çocuğun canına tak etmiş olmalı ki, babasıyla gittiği marketten çiğ köftelik etle döndüler. Ben de çaresiz oturdum tepsinin başına… Bu çiğ köfteyi yapmayı da unutmuş muyum ne? Ben eskiden hafta sonları sık sık yapardım, ama nedense son yıllarda elim hiç değmedi, bazen anneannemde falan yiyorum ondan herhalde… Çok zor geldi onun için de…
Efendim tarif aşağıdaki gibidir:

4 bardak köftelik bulgur
2 orta boy soğan
200 gr. iyice çekilmiş çiğ köftelik et
4 yemek kaşığı taze dövülmüş kişniş
3-4 yemek kaşığı biber salçası
Bolca isot veya pul biber
Tuz
1 demet maydanoz
1 bağ taze soğan
1 limonun suyu
Kıvırcık veya marul

Öncelikle kuru soğanları küp küp doğrayıp; tuz, kişniş, soğan ve bulguru iyice karıştırıp bulguru kuru bir şekilde yoğurmaya başlıyoruz. Yoğururken bulguru elimize sürterek yoğurursak ellerimiz yara olur. Aynı leğende çamaşır yıkar gibi bulguru bulgura sürterek yoğuruyoruz. En az 20-25 dakika bulguru kuru kuru yoğurduktan sonra yanımıza bir tas içinde su alıyoruz ve arasıra elimizi ıslatarak yoğurmaya devam ediyoruz. Bulgur yumuşamaya başlayınca salça ve biberini ekleyip aynen işleme devam ediyoruz. Elimizi ara sıra ıslatarak yoğuruyoruz. Bulgur tamamen yumuşayınca-ki bu 1 saate yakın sürüyor- eti ve limon suyunu ilave edip yoğurmaya devam ediyoruz. Bulgurların tamamen ezilip merhem kıvamına gelmesi gerekiyor. Maydanoz ve taze soğanı ince kıyıp 1 avuç kadarını bir kenara ayırıyoruz. Kalanları çiğ köftemize ilave edip biraz daha yoğuruyoruz. Sonra cevizden büyük parçalar koparıp avucumuzda sıkarak şekil veriyoruz ve marul döşenmiş tabağa servis yapmak üzere diziyoruz. En üste ayırdığımız taze soğan ve maydonozu serpiştiriyoruz. Bizde çiğ köfte tereyağlı sahanda yumurtaya banarak yenir. Siz de deneyin, bayılacaksınız.

Afiyet olsun…

06 Ekim 2008

İÇLİ KÖFTE


Bayramı ve telaşı geride bıraktık, tatil öylesine uzundu ki yepyeni biri olarak başladım bugün işe… Büyükler işe, küçükler de okula yollandı, yani eski düzene geri dönüldü. Bu arada mutfak hazırlıkları geçen bayramda olduğu gibi yine had safhadaydı diyebilirim. Bu sefer hazırlığımızı İlknur ile birlikte yaptık. Beraberce baklava ve su böreği açtık. Bir gün sonra da yaprak sarmasını hallettim.

Bunlar daha önce tarifini verdiğim lezzetlerdi. Bu bayram daha öncekilerden farklı olarak yemeklerin kralı içli köfte (yani beni çok zorladı da o bakımdan) de yaptık İlknur ile birlikte. İçli köfteyi bu yaz öğrendim. Anneannem büyük bir beceriyle yıllar yılı bize yaptı, ancak son yıllarda yaş itibariyle yaparken zorlandığı için artık yavaş yavaş öğrensem iyi olacaktı. İlk yapmaya başladığım gün çok ama çok zorlandım. Anneannemden yediğim azarların da haddi hesabı yoktu yani.. İtiraf edeyim ki hayatımda yaptığım ennnnn zor yemekti bu... Mantılar, baklavalar, su börekleri yanında bile geçemez: Saatlerce yoğur, sonra aç-ama ne açmak! İyice ince açınca yırtılmaya başlıyor, yok yırtılmasın dersen de acayip kalın oluyor, aynı benim gibi :) . Üstelik önünüzdeki dağ gibi hamurdan minik minik koparıyorsunuz ya saatlerce bitmek bilmiyor... Bu üçüncü yapışım, epey ilerleme kaydettim. Artık fotoğraftakinden bile ince açabiliyorum, aynı zamanda hızım da arttı-daha kısa sürede yapıyorum. Bu bayram anneannem bana gelişinde ikram ettim çok beğendi. Benim anneannem Mardin’li olduğu için ben size o yörede yapılan çeşidini tarif edeceğim. İçli köfte 2 şekilde yapılıyor: haşlama ve kızartma… Ben kızartmalık olanını öğrendim. Yapımına gelince…

Malzemeler:

6 su bardağı köftelik bulgur
250 gr çiğ köftelik et
2 yemek kaşığı taze dövülmüş kişniş
1 yumurta
2 tane haşlanıp ezilmiş patates
1 kg kıyma
2 orta boy kuru soğan
1 su bardağı iri dövülmüş ceviz içi
Tuz
Karabiber
Yarım demet maydanoz

Yapılışı:

Öncelikle bulgurlara taze dövdüğümüz kişnişleri ve tuzunu koyup iyice harmanlıyoruz. Daha sonra 2 bardak sıcağa yakın ılık suyla ıslatıp üzerini örtüyoruz. 1-2 saat bekleyecekler- bu arada biz içini hazırlayalım.

Kıyma ve soğanı iyice kavurduktan sonra altını kapatıp, tuzunu, karabiberini, cevizi, ince kıyılmış maydanozu ekleyip güzelce karıştırıyoruz. İçimiz hazır.

Diğer yandan patatesleri haşlayıp, kabuklarını soyup iyice eziyoruz. Dinlenmiş bulgurlarımıza patates ve yumurtayı ekleyip yoğurmaya başlıyoruz.

Çiğ köfte bulguru gibi öncelikle bir süre kuru kuru yoğuruyoruz. Daha sonra arada sırada elimize ufak miktarda su dökerek yoğurmaya devam ediyoruz.

Yoğurma işlemi süresince bol bol su kullanacağız ama elimize azar azar dökerek ve yoğurup bulgura suyu yedirerek devam edeceğiz. Tüm yoğurma işlemi boyunca yaklaşık 4 bardak kadar su kullandım. 2 bardak suyu kullanınca bulgur yarı yarıya zaten yumuşamış ve yoğrulmuş olacaktır.

Bu aşamada iyice çekilmiş çiğ köftelik etimizi bulgura katıyoruz. İyice yedirdikten sonra yoğurma işlemine azar azar su katarak devam ediyoruz.

Bulgur artık yoğurulamaz duruma gelinceye kadar, yani artık tepsiye yapışan bulguru yoğurmak iyice zorlaşınca tamam demektir. Bulgurdan tahminen ceviz büyüklüğünde parçalar kopartıp yuvarlıyoruz. Açma işleminde avucumuzun içini ve parmağımızı sürekli olarak suyla ıslatıyoruz ki biraz incelince bulgur avucumuza yapışmasın veya parçalanmasın.


İşaret parmağımızı ıslatıp hamurun ortasına bastırıyoruz ve avucumuzun içinde döndürerek açmaya başlıyoruz. İyice ince olunca içine ağzına kadar dolacak şekilde kıymalı içten koyup yine sık sık ıslattığımız elimizle üst kısmını örselemeden birleştiriyoruz. Yavaş yavaş avucumuzda yassı bir şekil veriyoruz. Daha sonra kızgın yağda güzelce kızartıp peçete üzerinde yağını biraz süzdürdükten sonra servis yapıyoruz.

Şayet hemen kızartmayacaksanız 1-2 gün buzdolabında üzeri örtülü ve de birbirine değmeyecek şekilde dizdiğiniz bir kapta muhafaza edebilirsiniz. Ya da benim yaptığım gibi daha sonra kullanmak üzere derin dondurucuda saklayabilirsiniz. Ama sakın mikrodalgada çözdürmeyin ve iyice çözülmeden de kızartmayın.

Afiyet olsun.

29 Eylül 2008

27 Eylül 2008

ŞÜKÜRLER OLSUN-GEÇTİM :)

2.sınıfa geçtim, alttan ders bırakmadan direkt geçtim hem de ...

Bütünlemeye kaldığım 5 dersin hepsini de vermişim. Korktuğum olmadı ve başardım.

Şükürler olsun...

26 Eylül 2008

24 Eylül 2008

GÜVEÇTE TÜRLÜ

İşte yine buradayım, kuzumu uyuttum pc nin başına geçtim. Fotoğraf arşivime bir baktım ki daha yayınlamadığım 1-2 tane yaz yemeği var, ya hemen yazacağım ya da önümüzdeki yazı bekleyeceğim. Eee seneye kim öle kim kala değil mi? O halde yavaş yavaş eritmek lazım… Bu türlüyü en son geçen hafta yaptım ancak yapım aşamasını fotoğrafladığım halde pişmiş halini görüntülemeyi unutmuşum, elimdeki görüntülerle idare edeceğiz artık…

Türlü bizde yazın sık sık yapılır, ben de çok seviyorum. Hem yapımı da kolay, sebzeliğe bakıyorum her sebzeden birer ikişer tane artmış-hemen türlü yapıyorum. Tabii güveçte türlünün de ayrı bir tadı var. Ben genelde ölçüsüz yapıyorum ama size yine de göz kararı bir tarif vermeye çalışacağım.

Malzemeler:

250 gr kuzu kuşbaşı
250 gr. taze fasulye
2 adet patlıcan
2 adet kabak
1 adet patates
3 adet rendelenmiş domates
1 büyük baş soğan
5-6 diş dövülmüş sarımsak
Tuz

Yapılışı:

Öncelikle etleri güvecin dibine diziyoruz, üzerine küp kestiğimiz soğanları döşüyoruz. Üzerine de kenarlarını keserek ayıklayıp yıkadığımız taze fasulyeleri diziyoruz. Daha sonra kabuklarını alacalı kesip doğradığımız patlıcanları koyup, üzerine de soyup yıkadığımız patatesleri yayıyoruz. En üste kabakları soyup doğruyoruz. Dikkat ederseniz sebzeler en zor pişenden en kolay pişene doğru sıralanıyor. Pişmesi uzun zaman alan malzemeler diğerlerine göre daha altta kalacak. Şayet fırında yapacaksanız bu sıralamaya gerek yok, çünkü fırında ısı güvecin her yerine temas ediyor. Biz ocakta pişireceğiz, aslında güvecin özelliği diğer tencerelere göre ısıyı içinde eşit olarak dağıtması ama ocakta bu bir yere kadar oluyor. O yüzden sıralama çok önemli, aksi takdirde fasulyeler henüz tam pişmemişken kabaklar pişe pişe ortadan kaybolabiliyorlar… Neyse sebzeleri dizdikten sonra rendelenmiş domates, tuz ve dövülmüş sarımsakları da güvecin en üstüne döküyoruz. Gördüğünüz gibi yağ ve su yok… Etin yağı ve fasulyelerin salacağı su bize yetecek. Salça da yok, onun yerine domates var, doğal takılıyoruz…

Güvecimizi ocağa koyup altını iyice açıyoruz. Fokurdamaya başlar başlamaz, çok ama çok kısık bir ateşte ağzı kapalı olarak pişmeye bırakıyoruz. Burada en önemli nokta güvecin ağzı hiç hava almayacak, benim güveç kabımın kapağı yok ama çok uyan bir cam kapağım var. Uygun kapak bulamazsanız önce folyo ile güvecin ağzını tamamen kapatıyoruz ve üzerine de herhangi bir kapak geçiriyoruz. Güveci 2-3 saat unutunuz, ev işi yapabilirsiniz bu arada veya alışveriş daha iyi fikir… En az 2,5 saat pişecek, ben geçen gün saat tuttum 2 saat 45 dakikada işlem tamamdı… Ateşini iyi ayarlamak lazım yeterince kısık olmazsa, etler dibine tutabilir.

Pişen güvecimizin altını kapatıp ağzını açıyoruz. Güveç altı kapandıktan sonra 10 dakika kadar fokurdamaya devam edecektir. Fokurdaması geçince çok hafifçe sebzeleri örselemeden bir alt üst yapabilirsiniz. Aman kabağa dikkat, pişince çok kırılgan oluyor, lapa haline gelmesi işten bile değil. Bol bol yiyebilirsiniz, kalorisi düşük ve inanılmaz hafif, sağlıklı bir yemek yaptık. Haydi, afiyet olsun.

23 Eylül 2008

MENEMENLİK KONSERVE


Bu sefer çok bekletmeye gönlüm razı olmadı. Biraz zamanım vardı hemen bir şeyler yazayım dedim. Evet, sıcak yaz günlerini yavaş yavaş geride bırakıyoruz. Ben kendi adıma havalar serinlemeye başladığı için çok mutluyum. Bu yaz gerçekten de çok sıcak günler yaşadık. Normalde her türlü havayı severim aslında; yağmuru da, rüzgarı da, karı da … En çok da baharı severim. Dediğim gibi her mevsimin ayrı güzelliği olduğuna inanıyorum, hani “ayy bugün hava kapalı ne kadar da kötü, içim karardı” derler ya, ben nedense o ruh halini hiç hissetmiyorum. Ama bu yıl yaz sıcağı beni gerçekten de çok bunalttı, işyerimdeki klimalar yetersiz kaldığı için de bütün yaz piştim…

Bu yazın en çok nesini özleyeceksin deseler hiç düşünmeden çeşit çeşit meyvelerini ve tabii ki domatesini diye cevap verirdim. O yüzden de bu yaz sonunda bol bol domates istifleyip konservelerini yaptım. Geçen yaz olduğu gibi bu yaz da 10 kilo civarında domatesten konserve yapmıştım geçen haftalarda, ancak 3-5 gün önce eşim çok güzel domatesler görmüş ve dayanamayıp 25 kilo kadar almış. Evet yanlış okumadınız 25 kilo… Eve geldiğimde neye uğradığımı şaşırdım, çünkü mutfak domates tarlası gibiydi. 2-3 gün hafta sonuna kadar buzdolabında zar zor yer bulabildim. En sonunda da bu kadar domatesi oturup yiyemeyeceğim için yine konserve yapmaya karar verdim. 18-19 kilo kadar konserve yaptım, tahmin edersiniz ki bu kadar konserve için de kavanoz ayarlamak çok zor oldu. Bütün hafta sonumu kavanozlardaki yiyecekleri boşaltıp başka yerlere transfer etmekle geçirdim. Bir kısmını klasik domates konservesi, kalanını da menemenlik yaptım. Menemenlik konserve (bu ismi ben uydurdum) aynı zamanda domatesli biberli bulgur pilavı için de son derece patrik oluyor kışın… Domates konservesini geçen yıl kış hazırlıkları başlığında tarif etmiştim. Bakmak isteyenler buradan ulaşabilirler, ben bu sefer sizlere menemenlik konserve tarifini vereceğim.

Malzemeler:

10 kg. Domates (1 kilodan 1 orta boy kavanoz çıkıyor)
1 kg yeşil biber
1 kg soğan
Tuz

Yapılışı:

Domatesleri kabukları ile birlikte blendırdan geçirip, derince bir tencereye koyuyoruz. Soğan ve biberleri ince ince kıyıp az yağda hafifçe ölünceye kadar çeviriyoruz ve domateslerin üzerine boşaltıyoruz. Bolca tuz ekleyip tencerenin altını açıp kaynadıktan sonra yaklaşık 1-1,5 saat kaynatıyoruz. Arada sıra kapatmayı unutmuyoruz. Bu arada kavanoz kapaklarını kaynar suda 1-2 dakika kadar bekletip dezenfekte ediyoruz. Pişmiş menemenlikleri kavanozlara hiç bekletmeden sıcak sıcak koyup kapaklarını hemen sıkıca kapatıyoruz. Kavanozları baş aşağı çevirip 1 gün boyunca hiç ellemeden bekletiyoruz. Daha sonra istediğiniz bir yere kaldırabilirsiniz. Kapaklarını açmadığınız sürece buzdolabına koymaya gerek yok, ancak kapağını açtığımız konserveyi bitirinceye kadar dolapta muhafaza ediyoruz.

Afiyet olsun.

21 Eylül 2008

HİNDİLİ TAZE FASULYE


Abarttım değil mi... Artık ancak haftada bir yazabiliyorum. Ne yapayım, inanın o kadar doluyum ki... Biraz olsun nefes alabilmek ve kendime vakit ayırmak için hafta sonları bile erken kalkıyorum. Gün başlayınca her şey çok zor yetişir oldu. Ramazanın gelmesi ve tabii ki okulların açılması bu yıl nedense beni fena vurdu. Artık hafta sonları 2 gün boyunca 5 günlük yemek pişiriyorum, çünkü işten gelince iftara kadar sadece sofra hazırlamaya vakit kalıyor. 15 dakikada koşa koşa hazırlanıyoruz iftara, hafta içi ise yemekten sonra paso Kuzey'le ders başındayız. Dolayısıyla bir süre daha blogumda bol bol ana yemek tarifi olacak. Pastalara böreklere bir süreliğine ara verdim. Önümüzdeki haftayı atlatırsam 9 günlük tatil beni bekliyor, onun hayaliyle yaşıyorum bu aralar... :)
Bu arada bahsettiğim gibi oğluşum da bu yıl 4. sınıfa başladı, ama ne başlamak: dersler o kadar ağır ve sayısı da o kadar artmış ki; defter kitap kaplamaktan, içim tükendi. Bu yıl geçen yılki derslere ek olarak 5-6 ders daha gelmiş. Sıkı bir program eşliğinde devam ediyoruz derslere, ipin ucunu kaçırırsak yakalayamayız diye korkuyorum. Sıkı çalışma dediysem, oğlum öğlenci olduğu için akşamları 1 saat, sabahları da 1 saat ders çalışıyor. Düzenli gidersek bu kadarı yeter bize... Çocuklara yarış atı muamelesi yapmaya karşıyım ben, her çocuğun kapasitesi farklı oluyor-olduğu kadar... Ama bu kadarı bile fazla geliyor erkek çocuğu olanlar bilir, pek fazla dersle ilgilenmeyi sevmiyorlar... Varsa yoksa bilgisayar, televizyon, hafta içi bilgisayar yok tabii ki... neyse yuvarlanıp gidiyoruz işte, yavaş yavaş oturacak her şey Allah'ın izniyle... Bayram da yaklaşıyor, bu bayram Ankara dışında olma ihtimalimiz var, o yüzden de geçen yılki bayram telaşı yok mutfağımda. Ama eğer gidemezsek ne yaparım bilmiyorum, hiç hazırlık yapmadım.
Gelelim hindili fasulyeme:
Mazlemeler:
Yarım kilo taze fasulye
100 gr hindi eti (göğüs)
1 orta boy soğan
3 domates
Yapılışı:
Soğanı küp küp doğrayıp az yağda kuşbaşı doğranmış hindi eti ile birlikte kavuruyoruz. Daha sonra taze fasulyeyi de ekleyip uzun uzun fasulyeler sararana kadar kavurmaya devam ediyoruz. Üzerine kabukları soyulmuş ve yine küp küp doğranmış domatesleri ekliyoruz. İyice karıştırıp ağzını kapatıyoruz. Fokurdamaya başlayınca altını kısıp, ağzı kapalı halde fasulyeler tamamen yumuşayıncaya kadar pişiriyoruz. Afiyet olsun.

13 Eylül 2008

ZEYTİNYAĞLI KOLAY İMAM BAYILDI


Merhabaaaaaa :)

Yine uzun zaman oldu yazmayalı, ne çok şey olmuş: Tatil bitti, sınavlar bitti, okullar açıldı, ramazan geldi. Ohooo resmen yeni bir dönem açıldı işte…

Öncelikle tatilden döndükten sonra hummalı bir şekilde ders çalışmaya başladım. Biliyorsunuz final sınavlarına yetişemediğim için girememiş ve 5 dersten çakmıştım. O yüzden sıkı bir çalışma temposuna girdim. Hafta sonu bütünleme sınavlarına girdim, umarım iyi bir sonuç alırım ve bu işin içinden alnımın akıyla çıkarım. Çok emek verdim, çok çalıştım...

Bu arada ben sınavlara hazırlanırken bir de baktım Ramazan gelmiş, iyi de etmiş. Hepinizin Ramazanı hayırlı uğurlu olsun. Günler geçen yıllara göre daha uzun ve tabii ki çok da sıcak, Allah oruç tutan herkese sabır ve kolaylıklar versin. Ben maalesef tansiyon ve mide problemim nedeniyle uzun zamandır tutamıyorum. Ama eşim tutuyor, dolayısıyla akşamları eve gelir gelmez büyük bir iftar telaşı başlıyor bizde…

Tam Ramazan düzenimizi oturttuk derken okullar açılıverdi. Tabii ki önce hazırlıklar başladı, dolaplardan okul kıyafetleri çıkarılıp giydirildi. Küçülenler elden çıkarılıp, yerlerine yenileri konmaya çalışıldı. Eşyalar elden geçirildi. Beslenme, suluk, çanta, okul ayakkabıları vs. vs. kontrol edildi. Ve sonunda büyük gün geldi çattı… Büyük heyecan içinde okula götürdük oğlumu… 4. sınıfa başladı bu yıl, dersler geçen yıla göre daha ağır ve zor olacak, Allah tüm öğrencilerin yardımcısı olsun.


Bu arada da tabii tarifler birikti, fotoğraf makinem hala problemli ama çok şükür arada 1-2 poz çekebiliyorum. O yüzden yazamadığım süre zarfında pişirdiklerimin fotoğraflarını çekebildim. Çok başarılı fotoğraflar değiller ama yine de hiç yoktan iyidir değil mi?


Bu imam bayıldıyı bu yaz annem bana geldiğinde pişirmişti. Kendisi tansiyon ve şeker hastası olduğu için tüm yemekleri yiyebileceği şekle sokmayı başarmış.


Bu yemeği kızartmıyorsunuz, uğraşmak yok, içini önceden doldurmak yok, yiyeceğiniz zaman ısıtmak da yok. Çok kolay pişiyor ve inanılmaz da lezzetli. Annem gittiğinden beri her Cumartesi yapıyorum, daha bizimkiler bıkmadı :) Nasıl mı yapılıyor? Anlatayım:


Malzemeler:


2 adet tercihen biraz tombulca patlıcan
1 orta boy soğan
2-3 sivri biber
8-10 soyulmuş sarmısak
2 orta boy domates
1 tatlı kaşığı toz şeker
1 çay kaşığı tuz
3 yemek kaşığı zeytinyağı
yarım limon

Yapılışı:

Patlıcanların kabuklarını tamamen soyuyoruz. Yıkadıktan sonra önce enine, daha sonra her bir parçayı boyuna ikiye bölüyoruz. 2 patlıcandan toplam 8 parça elde etmiş olacağız. Domateslerin kabuklarını soyup küp küp kesiyoruz ve bir düdüklü tencerenin dibine döşüyoruz. Üzerine salata soğanı gibi yarım ay şeklinde doğranmış soğanı, ince kıyılmış sivri biberleri ve 2-3 parçaya bölünmüş samısakları ekliyoruz. Yağını üzerine gezdirip, tuzunu ve şekerine de koyduktan sonra hiç karıştırmadan en üste patlıcanları diziyoruz. Düdüklünün ağzını kapatıp ateşe koyuyoruz. Buharı çıkıp da düdğünü kapattığımızda altını kısarak 10 dakika pişiriyoruz. Sürenin sonunda tencerenin altını kapatıp ılınıncaya kadar bekliyoruz. Tencereyi açtıktan sonra, kapaklı bir cam kaba önce patlıcanları diziyoruz. Ardından tencerede kalan karışıma yarım limonun suyunu ekleyip güzelce harmanlıyoruz. Patlıcanların ortasını şöyle bir elimizle bastırarak hafifçe yer açıyoruz ve tenceredeki karışımı kevgirle alıp patlıcanların ortasına yerleştiriyoruz. Sarmısakların düzgün bir şekilde en üstte görünmesine dikkat ediyoruz. Tenceredeki suyu patlıcanların üzerinde gezdirip, üzerine dere otu serpiyoruz. Buzdolabında soğuyuncaya kadar bekletip, soğuk olarak servis yapıyoruz.

Afiyet olsun.

17 Ağustos 2008

MAYASIZ POĞAÇA


Son zamanlarda pek çok poğaça tarifi denedim. Çoğunlukla mayalı poğaçalardı. Ama ben hemen her hafta sonu poğaça yaptığım için artık değişik bir tarif bulmak gerekiyordu. Aklıma 2 -3 yıl kadar önce Efser'ciğimde yediğim kabartma tozlu poğaça geldi. Hemen bir mail attım, akşama tarifim elime ulaşmıştı bile. Girdim mutfağıma başladım yoğurmaya, klasik poğaça malzemelerinden yapılıyor ama tadı hiç de klasik değil. Öylesine baştan çıkarıcı bir tadı var ki, bir başlayınca kendinizi tutamayıp 4-5 tanesini birden mideye indiriveriyorsunuz. Tuzlu hamur işlerini çok da sevmeyen ben bile 2-3 tanesini 5 dakika için hakladım:) Ani misafirlere ilaç olacak kadar da pratik hani... Efser'ciğim ellerine sağlık güzelim...

1 çay bardağı eritilmş margarin
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı yoğurt
1 yumurta-beyazı içine sarısı dışına
1 tatlı kaşığı toz şeker
1 çay kaşığı tuz
1 paket kabartma tozu
Aldığı kadar un
Tüm malzemeleri karıştırıp, hamur kulak memesinden birazcık daha yumuşak hale gelene kadar un ekliyoruz. Ceviz büyüklüğünde parçalar kopararak ortasına dilediğimiz harcı koyarak üzerlerine yumurta sarısını da sürüyoruz. 200 derece fırında üzeri iyice kızarana kadar bekletiyoruz.

Afiyet olsun.

14 Ağustos 2008

ÇİKOLATA SOSLU CHEESECAKE



Merhaba,

Öyle bir tempoya girdim ki, sabah akşam davranış bilimleri yani sosyoloji ve psikoloji çalışıyorum. Daha önce hiç çalışmadığım ve bütünlemeye bırakırım dediğim 2 dersten biriydi, e artık gün bu gün deyip başladım hatmetmeye... Psikoloji dersi daha önce lisede hiç almamıştım, son derece zevkli olduğunu farkettim, ancak bir o kadar da karışık bir ders. Sosyoloji ise akıllara zarar, oku oku hiç bir şey kar etmiyor. Sadece evlilik, aile ve çocuklarla ilgili bölümleri anladım o kadar :( Yine de iyice hakkını vermem ve bütünlemeden ciddi yüksek bir puan almam gerekiyor, çünkü çalışmadığım için vize ve final notlarım çok düşük.

Bu arada ev ve iş son hızla devam ediyor. Yavaş yavaş tatil dönüşü sendromundan sıyrılıyorum. Yine Cumartesi günleri mutfak trafiği sıkışık ancak akşamları kışa göre daha hafif yemeklerle geçiştirmeye çalışıyoruz. Bol bol meyve tüketmeyi de ihmal etmiyoruz. Buna rağmen aylardır kilomda bir değişiklik olmadı.







Yukarıdaki cheesecake de kekevinden 1-2 ay önce denediğim bir tarifti. Daha ilk yapışımda eşim 2 gün sonrası için söz aldı ve tekrar yaptırttı. 10 gün içerisinde neredeyse 3 defa yaptım, her seferinde değişik misafirlere ikram edildi ve en az 2-3 kişiye tarif edildi. Öyle başarılı bir tarif ki pastanelerden alıp yediklerinizden bile daha güzel. Kısa sürede pişirilebilecek çok pratik ve hafif bir tatlı olması da cabası.

Yalnız benim kek kalıbım tarif için biraz büyük geldi sanırım, o yüzden üst kısımdaki peynirli karışım da çok alçak oldu ilk pişirişimde... Ben de çözüm olarak peynirli karışımın miktarını iki katına çıkardım. Çünkü daha küçük bir kelepçeli kabım yok. Tarife bakmak ve denemek isteyenler buradan ulaşabilirler. Hepinize afiyet olsunnnnn....

09 Ağustos 2008

PATLICAN SALATASI YE#37 MANGAL KEYFİ

Merhaba,

Bu ayki etkinlik nedir diye şöyle bir araştırayım dedim. Bir de ne göreyim sevgili Tuğba'nın ev sahipliğinde mangal keyfini yaşayacağız. Kısa süre önce aşağıda tarifini yayınladığım patlıcan salatam ile etkinliğe katılmaya karar verdim, öyle ya mangal yakılır da patlıcan salatası yapılmaz mı?

Sevgili Tuğba'ya etkinlikte kolaylıklar diliyorum. Umarım bol katılımlı bir etkinlik olur.




Merhaba,


Sonunda evime döndüm. İstanbul seyhati çok güzel geçti, oğlumla gittiğim için çok fazla gezemedim. Zaten İstanbul trafiği malumunuz bir yerden bir yere giderken insanı resmen bunaltıyor. Ama yine de bu gidişimde vapura binebildim. En son 2-3 sene önce binmiştim, denizin köpük köpük oluşunu ve martılara simit atmayı özlemişim. Çok iyi geldi bana, Kuzey de bayıldı bu işe maalesef fotoğraf makinem bozuk olduğu için hiç resim çekemedim. 4 günlük seyahatin ardından eve döndüm, temizlik yaptım, çamaşır yıkadım ve hafta içi tüketmek üzere yemekler yaptım. Nereye gidersem gideyim evimi ve mutfağımı çok özlüyorum. Bu arada sürekli yeni denemeler yapıyorum ama fotoğrafları olmadığı için yayınlayamıyorum. Ama arşivden bir-iki yemek tarifi çıktı onları sırayla yayınlamaya başlayacağım. İlki patlıcan salatası, benim kadar patlıcan seven herhalde yoktur. Ben patlıcanın her türlüsüne bayılırım: Karnıyarık, musakka, kızartma, babagannuç... mmmmm....


işte tarif:

5-6 adet patlıcan
1 baş soğan
3-4 adet sivri biber
1 adet domates
5-6 diş sarmısak
yarım limon

Patlıcanları közleyip kabuklarını suyun altında iyice soyuyoruz. Daha sonra küp küp kesip, üzerine yine küp kesilmiş domates ve soğanları ekliyoruz. Sivri biberleri ince kıyıp onları koyduktan sonra, düvülmüş sarmısakla birlikte tuz-zeytinyağı- limon ekliyoruz. hepsini harmanlayıp servis yapıyoruz, Afiyet olsun.

01 Ağustos 2008

İŞTE GELDİMMMMM...


Merhaba,


Tam 1 aydır yazmamışım. Bu süre zarfında tatile gittim geldim, hatta yıllık iznimin ikinci bölümü de bugün başladı. Tatilde güzelce dinlendim. Görümcemlerle birlikte gitmiştik, dönüşte onları da Ankara'ya getirdik. Sonra işe başladım, bir dönem Ankara dışından gelen giden misafirlerimiz oldu, bu arada işler de epey yoğundu. Sonra oğlum ve eşim memlekete gittiler, ben maalesef çalıştığım için onlarla birlikte gidemedim. Ama İstanbul'dan annem geldi benimle kalmaya. Biz de böylece hasret gidermiş olduk. Birlikteyken anneannem de geldi bizde kalmaya... Sonra hep beraber anneanneme geçtik. Son haftalar hareketliydi yani. Daha sonra da oğluşum bir döndü köyden simsiyah olmuş! Çok özlemişim onu :) Siyah ama mutlu bir çocuk. Çocuklar köy yerinde bir başka mutlu oluyorlar, rahatlık ve güven başka hiç bir yerde yok, sanırım ondan. Ankara'da sıcaktan eve tıkılıp kalıyorlar, güneşten sokağa bile çıkamıyorlar. Ancak akşam serinlik basınca 1 saat bisiklet sürüp eve dönüyor. Ankara 10 gündür yanıyordu, son bir kaç gündür serinledi de biraz nefes aldık.


Maalesef 1 aydır fotoğraf makinem bozuk, resim çekemiyorum. O yüzden de tarif ekleyemiyorum. Sony teknik servisi bulamadım bir türlü, hala tamir edilmeyi bekliyor. Ne kadar can sıkıcı olduğunu tahmin edersiniz.


Yukarıdaki resimler balkonumdaki çiçeklerden bazıları, mor-beyaz biyeli olan da uzun uğraşlardan sonra tutturabildiğim menekşeler. Nedense diktiklerimin büyük bir kısmı tuttu ama bu biyeli menekşelerden neredeyse 20 tane diktim sadece 1 tanesi tutmuş. O yüzden de çok kıymetliler, gözüm gibi bakıyorum.

Bu hafta sonu kısmetse İstanbul'a annemin yanına gidiyorum. 3-4 gün kalıp geri döneceğim. 1- 2 gün evde dinlenip sonra da işe başlayacağım.


Bu arada makinemi tamir ettirip en kısa sürede de tariflerimle geri döneceğim. Görüşmek üzere, şimdilik hoşçakalın, kendinize iyi bakın.

01 Temmuz 2008

TİRAMİSU



Hala tatildeyim, dinleniyorum. Tatilimizin 4.günü ama bana daha bile uzun geldi. Koşuşturmaya öyle alışmışım ki, burada elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırdım. Bu kış son derece yoğun geçti; bir yandan dersler, bir yandan ev, kuzeyin okulu kursları ve de benim işim… Bu kadar yoğunluktan sonra burada yaptığım tek şey, yiyip içmek ve uyumakJ Buna enerji depolamak diyorlar ama bence adı kilo depolamak!

Eylülde bütünleme sınavlarım var, tam 5 dersten sınava gireceğim ve hepsini de vermek zorundayım. Eğer 1-2 dersten borçlu geçersem o kadar dersle seneye baş edemem. Tatilden dönünce beni nelerin beklediğini düşünmüyorum bile… Nasıl olsa evde düşünecek çok zamanım var.

Dedim ya, burada hiç iş yapmıyorum. E tabi girilecek mutfak da yok, ekmek elden su gölden. O yüzden Bernacığımın benim için denediği tariflerden ikincisi olan tiramisuyu huzurlarınıza getiriyorum. Yapın ve yiyin anacığım.
Berna seni çok sevdiğimi daha önce de söylemiş miydim?






Malzemeler:
1 pastaban
1 su bardağı sıcak su
2 adet üçü bir arada karamelli olursa daha iyi
2 çorba kaşığı toz şeker

kreması:
4 su bardağı süt
1 adet yumurta
3 kahve fincanı un
3 kahve fincanı toz şeker
1 paket labne
1 paket vanilya

Yapılışı:
Süt, yumurta, un ve şeker çırpılır. Kaynayıncaya kadar karıştırılarak pişirilir. Vanilya eklenir ve soğuyunca labne katılır, mikserle çırpılır. Daha sonra sıcak su, kahve ve şeker karıştırılarak kek ıslatılır. Kkekin birinci katına labne krema sürülür. İkinci katı da üzerine yerleştirilip tekrar labne krema sürülür. Daha sonra üzerine kahve serpiştirilir.


Afiyet olsun.

29 Haziran 2008

25 Haziran 2008

KATMERLİ POĞAÇA


Merhaba,

Uzun zaman oldu biliyorum. Bir süredir canım hiç bir şey yazmak istememişti. Çünkü büyük emeklerle hazırlandığım final sınavımı kaçırdım. Evet yanış okumadınız kaçırdım. Eve 10 dakika uzaklıktaki sınav yerine gitmek için tam 1 saat önceden çıktım ama sıkışık trafik ve polisin kilitlenmeden dolayı mecburen kapattığı yollar nedeniyle 1,5 saat boyunca sınav yerine ulaşamadım. Ve tabii ki kapıdaki görevliler beni sınava almadılar.

Kaçırdığım sınav cumartesi günü idi ve benim çalıştığım 5 dersten 4’ünü kapsıyordu. Pazar günkü sınava normal zamanında gidebildim ama ne fayda, girdiğim 3 dersten 2’si zaten hiç çalışmadan direkt bütünlemeye bırakacağım derslerdi. Çalıştığım dersinki de o kadar zordu ki ben 2 gün boyunca sürekli ağladım.

Çünkü hesaplarıma göre 7 dersin hepsiden bütünlemeye kalıyordum ve bütünleme sınavında hepsini birden vermem imkansızdı. Bütün emeklerim boşa gitmişti.

Sonuçlar açıklanıncaya kadar akla karayı seçtim. Geçen Cuma günü aldığım bir haberle havalara uçtum, Pazar günü girdiğim derslerden çok zor dediğim sınavdan epey yüksek not almışım. Ayrıca bütünlemeye bırakacağım ve hiç çalışmadığım 2 dersin 1’ni de vermişim. Böylece bütünlemeye kaldığım ders sayısı 5’e düştü. Bunlardan dördü zaten hep çalıştığım derslerdi, diğerini de Allah’ın izniyle vermeye çalışacağım. Şimdi de bugüne kadarki tempomdan çok daha ağır bir tempo beni bekliyor. 2 ay süreyle hiç durmadan tekrar ve soru çözümü yapmam lazım ki çalıştığım dersleri o zamana kadar unutmayayım.

Bu arada hafta sonu annem ve kardeşim İstanbul’dan geldiler. Hep birlikte güzel bir hafta sonu geçirdik. Önümüzdeki hafta kısmetse tatile çıkıyoruz. Ama 1 hafta sonra yine buradayım.

Hafta sonu ayrıca misafirlerim vardı, o yüzden koşturmaca arasında pişirdiklerimin resimlerini çekemedim. Fakat Berna (görümcemin kızı) iki güzel tarif denemiş. İkisinin de hem fotoğrafları hem de tarifi çok hoşuma gitti. Bunlardan biri tiramisu, diğeri katmerli poğaça. Öncelikle katmerli poğaça tarifini yayınlıyorum, tiramisuyu da hafta sonu yola çıkmadan önce yayınlayacağım. Ellerine kollarına sağlık Berna’cığım. Seni çok seviyorum…J


Malzemeler:
1 su bardağı ılık süt
1 çay bardağı sıvıyağ
1 yumurta(akı içine sarısı dışına)
20 gr yaş maya
2 çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı toz şeker
aldığı kadar un

arasına: 100 gr tereyağ veya margarin

içine:lor peynir


Yapılışı:

Mayayı çok az ılık suyla eritip biraz bekletiyoruz. Ilık süt, sıvı yağ, tuz, şeker, yumurta akı ve un ve mayayı ekleyerek ele yapışmayacak yumuşaklıkta hamur yoğuruyoruz. Mayalanmasını beklemeden 14 parçaya ayırıyoruz ve her parçayı tabak büyüklüğünde nişastayla açıp üzerine tereyağından ince bir tabaka sürüyoruz 7.katta yağ sürmeden hepsini birlikte tek yöne olacak şekilde merdaneyle açıyoruz ama fazla ince olmasın. Daha sonra sigara böreği yapar gibi kesip yine sigara böreği sarar gibi içine lor peyniri koyuyoruz ve sarıyoruz. 20-30 dakika tepside bekletip yumurta sarısını sürüyoruz. 180 derecede üzeri kızarana kadar pişirip afiyetle yiyoruz.

26 Mayıs 2008

SU BÖREĞİ


Merhaba,

4 günlük tatilin ardından geçen hafta Ankara’ya döndüm. Yolculuk haricinde çok güzel ve eğlenceli geçen bir ziyaret oldu, giderken yollar çok kalabalık değildi ama gündüz yolculuğu yaptığımız için Kuzey çok sıkıldı. Maalesef İstanbul’a mesai bitiminde vardığımız için otogardan ev ulaşmak oldukça zaman aldı. Dönüş yolculuğunu Kuzey uyuyarak geçirsin diye gece yaptık, ancak bir damla uygu yüzü görmeden işe gelmek de bana çok sıkıntı verdi. Bunun haricinde Uzun zamandır görmediğim annem, kardeşim, teyzem, kuzenim ve arkadaşımla beraber olmak bana çok iyi geldi.

Gelgelelim bütün hanımların ortak derdi olan seyahat dönüşü beni de vurdu. Valizler boşaltıldı, bir önceki hafta sonu yıkanamayan çamaşırlar yıkandı, hafta sonu yemek yapılamadığı için bütün hafta kahvaltı ve dışarıda yemek ile idare edildi.
Bu arada sınav tarihi yaklaşmakta bugün itibariyle sadece 5 günüm kaldı. Henüz matematiği bitiremedim. Korkarım muhasebeye hiç zaman kalmayacak, ne yapacağım bilmem. Benim amacım bütünlemeye sadece 2 ders bırakmak, eğer daha fazla ders olursa yazın onları yetiştirmek çok zor olacak. Uğraşıyorum işte, hayırlısı…

Bu arada bu hafta sonu geçtiğimiz haftanın acısı çıkartırcasına mutfağa bir girdim pir girdim. Haftalık yemeklerimi yaptım. Yanına da haftalık değişmezlerim kakolu kek ve sütlacı ekledim.

Ancak istediğim gibi yufka bulamayınca Kuzeye bugün okula götürecek böreği yetiştirememiştim. Hadi dedim fırsat bu fırsat bu akşam da su böreğini deneyeyim. Daha önce çok eskiden Kuzey bebekken yapmıştım bir kere ama malzemelerini çok net hatırlamıyordum. Açtım anneanneme telefon, aldım tarifi. Sonuç son derece tatmin ediciydi.
Yalnız çok tuzsuz oldu böreğim. Aslında hamuru yoğururken normal tuzunu attım, açtıktan sonra haşladığım suya tuzunu az atmışım herhalde, pişince çok tuzsuz geldi bana. Anneannem haşlama suyunun tuzu az olmuştur dedi. Ben haşlama suyuna 2 yemek kaşığı kadar tuz atmıştım. Belki de 1 kaşık daha atılabilirdi. Bunun yerine aşağıdaki hamur tarifine tuzu 1 tatlı kaşığı fazla yazdım.
Bir de peyniri bir dahaki sefere daha çok kullanacağım. Çünkü yağlı peynir koymuştum, çoğu erimişti fırından çıkardığımda… Aslında en iyisi kıymalı börek, benim kıymam kalmamış mecburen peynirli yapmıştım. Çok zor bir börek değil aslında, hamur açabiliyorsanız sadece haşlama aşaması biraz zorlayabilir, ona da birkaç yufkadan sonra eliniz alışıyor. Parçalanması ise hiç sorun değil çünkü o da tepsiye yayınca kaybolup gidiyor, sonlara doğru ona da eliniz alışıyor. Neyse lafı fazla uzatmadan tarife geçeyim:

Malzemeler:

4 yumurta
1,5 çay bardağı su
3 tatlı kaşığı tuz
Aldığı kadar un
Rendelenmiş peynir, maydanoz
Üzeri için 2 yumurta sarısı

Yapılışı:

Malzemelerin hepsini hamur elimize yapışmayacak kıvama gelene kadar un ekleyerek yoğuruyoruz. 10 bezeye ayırıp bir kenarda biraz dinlendiriyoruz. Daha sonra tüm bezeleri teker teker açmaya başlıyoruz.



Açtığımız yufkaları tezgahın üzerine serip her bir yufkanın yarım saat kadar havalanmasını sağlıyoruz.














Eğer yeriniz benim gibi dar geldiyse havalandırdıktan sonra yufkaları ikiye katlayın hiçbir şey olmaz. Bir yandan da tuzlu suyumuzu kaynatmaya başlıyoruz. Derince bir kaba da soğuk su dolduruyoruz. Haşladığımız yufkaları içine atacağız.



Tüm yufkalar açıldıktan sonra ilk kat yufkayı tepsiye haşlamadan çiğ olarak seriyoruz. Üzerine fırça ile biraz sıvı yağ sürüyoruz. Daha sonra kalan yufkaları birer birer haşlamaya başlıyoruz.











Her yufkayı 30-40 saniye kadar haşladıktan sonra kevgirle yufkayı çıkartıp soğuk suyun içine atıyoruz. Elimizle hafifçe sıkıp tepsiye diziyoruz.










1 kat yufka üzerine sıvı yağ-tekrar 1 kat yufka yine fırça ile sıvı yağ şeklinde diziyoruz. Eskiden yufkların suyunu üzerine bez ya da peçete bastırarak alırlarmış, fakat anneannem suyunu hafifçe sıkıp direkt tepsiye diziyormuş. Eski usulde olanlar biraz kuru oluyor dedi.

Beş kat tamamlanınca peyniri ve maydanozu serpiyoruz ve yine yufkaları haşlayıp dizmeye devam ediyoruz.



En üst kattaki yufkayı da haşlamıyoruz, çiğ olarak en üste seriyoruz ve üzerine 2 adet yumurtanın sarısını sürüp fırına veriyoruz.




200 derece fırında üzeri iyice kızarana kadar pişiriyoruz. Afiyet olsun.

16 Mayıs 2008

KIYMALI YAĞLAMA


Merhaba,

Yine biliyorum ki uzun zamandır blogumu çok ihmal ettim. Ama finaller yaklaştı ve ben harıl harıl ders yetiştirmeye çalışıyorum. Hukuk bitti, işletme çok az kaldı bu hafta sonu bitmeli, sırada muhasebe ve matematik var. 3 hafta kadar bir zamanım kaldı, önümüzdeki haftadan itibaren kamptayım paso ders çalışacağım. Bu arada bugün İstanbul'a gidiyorum. Allah kısmet ederse p.tesi akşamı döneceğim. Oğlumla beraber annemi, teyzemi ve de can arkadaşım Saliha'yı ziyarete gidiyoruz. Sonay'ı (kardeşim) ve Irmak'ı (kuzenim) çok özledim. Onları göreceğim için çok heyecanlıyım. Tabii Kuzey de Saliha'nın çocukları Esra ve Erbey'i görmek için sabırsızlanıyor.

Bir süre daha yazamayacağım için gitmeden bir tarif ekleyeyim dedim. Arşivden 2 hafta önce yaptığım kıymalı yağlama çıktı. Bu Kayseri bombası hamur işini uzun zamandır yapmadığım için özlemiştik. Nezahatlar geldiğinde hep beraber çoluk çocuk yeriz diye pişirdim, kırıntısı bile kalmadı. Hazır olun tarif geliyor... Geldi bile:

Malzemeler:

Hamuru için:
Un
Su
Tuz
Yaş maya

Kıymalı sosu için:
250 gr.kıyma
7-8 adet rendelenmiş domates
8-10 adet sivri biber
1 orta boy soğan

Yanına:
Sarmısaklı yoğurt


Yapılışı:

Öncelikle un, ılık su, yaş maya ve tuzu karıştırıp hamur ele yapışmayacak hale gelicek şekilde yoguruyoruz. Bir kenarda dinlenmeye bırakıyoruz.
Bu arada soğan ve sivri biberi yağda kavuruyoruz. Kıymayı ekleyip iyice kavurunca rendelenmiş domatesi ve tuzunu ekleyip pişmeye bırakıyoruz. Bu sulu bir karışım olacak, piştikten sonra gerekirse biraz su eklenebilir.


Diğer yandan mayasını alıp kabarmış olan hamuru minik bezelere bölüp yemek tabağı ebatlarında incecik yuvarlak şekilde açıyoruz. açtığımız yufkaları teflon tavada yasız olarak pişiriyoruz. pişirdiğimiz her yufkanın üstüne kıymalı karışımdan yayıyoruz.
Üzerine yine pişmiş yufkayı koyup yine sosdan koyuyoruz. Böylece hamur ve kıymalı sos bitene kadar devam ediyoruz.
Üst üste pasta görünümünde olan yağlamamızı pasta dilimleri şeklinde kesip tabağın yanına da samısaklı yoğurt dökerek servis yapıyoruz. Her katı ayrı ayrı dürüp sarmısaklı yoğurda batırıyoruz ve mideye indiriyoruz. Afiyet olsun.

04 Mayıs 2008

ETLİ BEZELYE


Malzemeler:

100 gr. Kuzu kuşbaşı
1 orta boy soğan
1 havuç
1 patates
1 kg. Taze bezelye
2 domates

Yapılışı:

Bezelyeleri ayıklayıp yıkıyoruz ve suyunu süzüyoruz. Diğer yandan küp kesilmiş soğan, et ve havucu 1 çay bardağı sıvı yağda güzelce kavuruyoruz. Suyu süzülen bezelyelerimizi de ekleyip kavurmaya devam ediyoruz. En son küp kesilmiş patatesleri ve kabuklarını kesip küp küp doğradığımız domateslerimizi de koyuyoruz. Benim hazırda pişmiş domates konservem vardı, bu sefer onu kullandım. 2 su bardağı su koyup, tencerenin kapağını kapatıyoruz. Kaynayınca ateşi kısıp, kapağı kapalı olarak pişmeye bırakıyoruz. Bezelyeler suyunu çekip şişmeye başlayacaktır. İyiyce yumuşayınca ocağın altı kısıp, servis yapıyoruz.

Afiyet olsun.

01 Mayıs 2008

ÇİLEK REÇELİ


Geçen haftadan beri pazardan çilek almaya başladık. Bazılarının tadı çok güzeldi bazıları da güzel görünmesine rağmen pek de lezzetli değildi doğrusu. Aslında toprak ürünü henüz çıkmadı sanırım. Ben her yıl çilek mevsimi geldiğinde pazardan şöyle mis kokulu minik minik dağ çilekleri vardır ya, işte onlardan 5-6 kilo kadar alıp çilek reçeli yaparım. Çok güzel oluyor. Bize biraz fazla geliyor ama ben gelen gidene 1’er küçük kavanoza koyuyorum. Yoksa fazla olunca tüketemiyoruz biz. Kuzey pek sevmiyor reçeli, ben de genelde diyette olduğumdan eşime kalıyor. O da tek başına bitiremiyor. Zaten anneler çalışınca hafta içi pek donanımlı kahvaltılar kurulamıyor evlerde. Ancak hafta sonu…

Geçen hafta çilekleri ayıklayıp yıkadım koydum ama hepsini yine bitiremedik. Baktım 1 tabak kadarı kalmış, yumuşayacak yazık olacak. Hemen reçel yapmaya karar verdim ve kaynattım. Böylece bu yıl ilk çilek reçelimizi yemiş olduk.

Reçel pişerken kıvamının koyulaştığını anlamak biraz zor oluyor. Ben şu şekilde test ediyorum. Temiz ve kuru bir kaşığa reçelin suyundan 1-2 damla damlatıyorum. 1-2 dakika beklettikten sonra bakıyorum; eğer hızlı akıyorsa daha zaman var, yok yavaş kıvamlıysa olmuş demektir.

Ben pek öyle ölçülü de yapmıyorum reçelleri. Annemim bana öğrettiği bir yöntem var onu uyguluyorum. Hep de tutmuştur. Reçel yapacağım zaman evdeki meyveyi tas veya tabakla ölçüyorum. Aynı ölçü kabıyla aynı miktarda da şeker koyuyorum. Böylesi çok daha pratik oluyor. Örneğin; bizim evde 1 yemek tabağı kadar çilek artmıştı. Üzerine bir yemek tabağı da toz şeker koydum, pişirdim tam geldi. Tarif aşağıda:

Malzemeler:

1 ölçü ayıklanıp yıkanmış çilek
1 ölçü toz şeker
1 çay kaşığı limon suyu


Yapılışı:

Çileklerin üzerine toz şekeri serpip 1-2 saat suyunu salmasını bekliyoruz. Hafif sulanınca ocağa alıp pişirmeye başlıyoruz. Çilek reçelini çok fazla kaynatmaya gerek yok. Suyu hafif koyulaşınca zaten olmuş demektir. Üzerine limon suyunu ekleyip, bir taşım daha kaynatıyoruz. Daha sonra ateşten alıp, soğumaya bırakıyoruz.

Afiyet olsun.

30 Nisan 2008

KUZEY'İN SPIDERMAN PASTASI


Merhaba sonunda sınav sonuçları açıklandı. Çok mutluyum çünkü çalıştığım tüm derslerden iyi not almışım. 2 derse zaman kalmamıştı, o yüzden kapağını bile açamamıştım. Onlar hariç hepsi iyi. Ama önümde çok yoğun bir dönem var 1 ay gibi kısa zamanda 2. dönem derslerimi yetiştirmem lazım. Finaller Haziranın ilk haftası tam 36 günüm var. Bu süreye 5 ders sığdırmam lazım ama daha hukuk yeni bitti. Yetişecek inşallah. İyi bir planlamayla olacak Allah'ın izniyle...

Gelelim pastaya,

Bu yıl Kuzey'in doğumgününü çok geç kutladığımdan daha önce bahsetmiştim. Gerçek doğum günü hafta içine denk geliyordu. Bari küçük bir pastayı okuldan sonra ders için gittiği etüt merkezine yollayayım dedim. Uzun uğraşlardan sonra ortaya çıkan ve ikindi kahvaltısında yenen pasta Kuzey'i çok memnun etti. Ben de doğum günü partisi için zaman kazanmış oldum. Tabii pastayı yine geceden hazırlamıştım.

Öncelikle 2 adet hazır 2 katlı pandispanyayı aralarına damla çikolata ve çikolatalı krem şanti sürerek hazırladım. Daha sonra üzerini beyaz şeker hamuru ile kaplayıp, etrafını küçük kırmızı toplarla süsledim. Spiderman şablonunu kağıdın üzerine daha önce internetten indirip bastırmıştım. Baş kısmını kesip, ince açtığım kırmızı şeker hamurunun üzerine koydum. Kenarlarından bıçakla kestim. Sonra da mavi gıda kalemi ile yüzünü şekillendirdim. Ortaya çıkan modeli pastann üzerine balla yapıştırdım.

Yapım aşamasını adım adım resimlemeye çalıştım.



















Denemek isteyenlere tavsiye ederim. İtiraf edeyim yaparken çok zevk aldığım bir model oldu.

Bugünlük bu kadar, en kısa zamanda çilek reçeli ile geri döneceğim. Şimdilik hoşçakalın.

20 Nisan 2008

ANNEANNEMİN KURABİYESİ


Malzemeler:

1 yumurta
1/3 su bardağı yoğurt
1/2 su bardağı sıvı yağ
1/2 su bardağı toz şeker
1 paket kabartma tozu
Üzeri için ayrıca 1 yumurta sarısı
Un

Yapılışı:

Yumurta sarısı hariç tüm malzemeleri karıştırıp kulak memesi kıvamında hamur elimize yapışmayacak gibi olana kadar un ekleyip yumuşak bir hamur elde ediyoruz. Saç örgüsü veya yuvarlak şekil verip üzerine yumurta sarısını sürüyoruz. 200 derece fırında 15-20 dakika kadar pişiriyoruz. Fırından çıkınca üzerine nemli bir bez örtüp ılıklaşana kadar bekletiyoruz.

Afiyet olsun.

19 Nisan 2008

AYŞEGÜL'ÜN BARBIE PASTASI

Merhaba,

Uzun zamandır arşivimde bekleyen ve bir türlü ekleyemediğim bu Barbie Pastayı Ayşegül için yapmıştım. Doğum gününden uzun zaman önce yengesinden söz almıştı. Açıkçası nasıl bir şey yapacağımı kafamda hiç tasarlamamıştım. Uzun zaman araştırmalar yaptım internette, çok emek verilmiş birbirinden güzel modeller vardı ve bir karara varamadım. O gün elime aldım şeker hamurunu başladım süslemeye. Sonuç olarak ortaya güzel bir pasta çıktı ama, süslerin bazı yerlerinde bir süre sonra çatlaklar meydana geldi. Ayrıca süslerin hamur kalınlığı da eşit olmamıştı. Çünkü aceleyle, çok kısa sürede (yarım saat) ortaya çıkan bir pastaydı bu. Ama Ayşegül görünce çok beğendi, gerisi de hiç önemli değildi.


Pandispanyasını bir gece önceden yapıp buzdolabında bekletmiştim. Öncelikle tüm katları üst üste koyup kabarık etek görüntüsü verecek şekilde kenarlarını traşladım. Daha sonra katları ayırıp pastayı yapmaya başladım. İçine çilekli krem şanti, arasına da üzümlü çikolata draje koydum. 2 katlı 3 adet pandispanya kullandım. etrafını da çok az krem şanti ile kaplayıp dolaba kaldırdım. Ertesi gün akşam iş dönüşü süslemeyi tamamlayıp İlknur'lara yetiştirdim.
Tabii ki hamurları bir gece önceden renklendirip hazırlamıştım. Çiçekleri de önceden kalıpla çıkartıp onları da kapaklı bir kapta 1 gün muhafaza ettim. Sadece etek süslerini son gün yaptım. Onu bile yetiştirmekte çok zorlandım. Hafta içi iş dönüşü bu işler zor oluyormuş onu da anlamış oldum. Fakat Ayşegül'ün yüz ifadesi her şeye değdi doğrusu. Üfledikten sonra uzun süre pastasından ayrılamadı ve resimler çektirdi. Doğrusunu isterseniz ben de bu pembe-mor-beyaz pastadan çok hoşlandım.
İyi ki doğdun Ayşegül!