11 Ocak 2009

FIRIN MAKARNA-YENİ HABERLER...



Gerçekten de uzun zaman olmuş... Şu anda bambaşka bir hayat adım attım, görüntüde değişen bir şey yok, değişiklik bende ve ben buna alışmaya çalışıyorum. Herşey çok güzel olacak eminim, artık daha da umutla bakıyorum yarınlara, beni hayata bağlayan olmazsa olmazlarıma bir yenisi eklenecek yakında... Anladınız siz onu... Fazla söze ne hacet bekliyoruz hep birlikte, uzun sürecek ama...

Efendim bu fırın makarnayı 2 yıldır falan yapıyorum, Yemek Günlüğüm-Emel hanımın birbirinden lezzetli tarifleri arasından seçmiştim uzun zaman önce. İlk yaptığım gün ne kadar hafif ve de süper lezzetli olduğunu farkedince de sık sık yapmaya başladım. Tarif için buraya tıklayabilirsiniz...



Şimdilik hoşçakalın ve her şey gönlünüzce olsun...

05 Aralık 2008

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN




30 Kasım 2008

GÜVEÇTE ETLİ NOHUT



Güveçte pişen yemeğin tadı bir başka oluyor. Ağır ateşte ve kapağı açılmadan piştiği için de besleyiciliğinden bir şey kaybetmiyor. Ben birçok yemeği-şayet zaman sorunum yoksa-güveçte pişirmeyi tercih ediyorum. Geçen hafta sonu birden bire uzun zamandır etli nohut pişirmediğimi farkettim ve hemen giriştim.


Malzemeler:
1,5 su bardağı nohut
200 gr. kuzu kuşbaşı
1 orta boy soğan
1 yemek kaşığı domates salçası
tuz

Yapılışı

Bir gece önce nohutları ıslatmış ve hafif şişmesini sağlamış olmamız lazım. Güvece koyduğumuz çok az sıvı yağda kuşbaşı etleri ve küp doğradığımız soğanı kavuruyoruz. Suyunu salan etlerin suyunu çekmesini bekliyoruz ve nohutu da ekleyerek kavurmaya devam ediyoruz. 5 dakika kavurduktan sonra salçayı ekliyoruz ve nohutların üzerini 3 parmak kadar geçecek şekilde su koyuyoruz. Tuzunu ayarlayıp ağzını kapatıyoruz. Kaynayınca ateşi iyice kısıp 2 saat kadar hiç açmadan pişiriyoruz.


Afiyet olsun

19 Kasım 2008

FITÇIN



Evet bomba tariflerle döneceğimi söylemiştim. Gerçekten de bomba lezzetli bir Çerkez böreği fıtçın… İsmini daha öncede duymuştum ama ben İç Anadolu yöresinin bir yemeği olduğunu sanıyordum, meğer Çerkez yemeğiymiş haberim yoktu, ne ayıp J Yediğim günden beri aklımdan çıkmayan, çok lezzetli, ben de öğrenmeli ve en kısa zamanda yapmaya başlamalıyım dediğim bir yemek türü. İlk yapışımda kararı tam tutturamadım ama ikincisinde çok beğenildi. İlkinde aşırı kalın yapmışım ve içinde eksik malzemeler varmış, neyse sonunda nasıl yapıldığını öğrendim.

Yapımı çok zor değil aslında hamuru yoğurduktan sonra öyle çok düzgün açmaya da gerek yok. Neyse hemen tarife geçeyim ben…

Malzemeler:

Hamuru için:
Yarım su bardağı süt
2 kaşık yoğurt
1 çay bardağı sıvı yağ
Tuz
Bir tutam şeker
Yarım paket yaş maya

İç harcı için:
300 gr. kuzu kıyma
1 baş rendelenmiş kuru soğan
2 adet minik küpler halinde doğradığımız domates
2 diş sarımsak
Tuz
Karabiber
1 yemek kaşığı pul biber
2-3 adet ince kıyılmış sivribiber
2 çay bardağı su

Yapılışı:

Hamuru malzemelerine unu ele yapışmayacak yumuşak bir hamur oluncaya kadar ekleyip yoğuruyoruz. Ilık bir ortamda dinlenmeye bırakıyoruz. Hamur mayalanırken içini hazırlıyoruz. Kıymayı, domatesleri, rendelenmiş soğanı, ezilmiş sarımsağı ve diğer tüm malzemeleri iyice harmanlıyoruz.
Harmanlama işleminin sonunda hamurun üzerine rahatça yayabileceğimiz sulu ve çiğ bir kıyma harcı olacak içimiz…

Mayalanan hamuru ikiye ayırıp yarısını tezgahın üzerinde 0,5 cm. kalınlığında oklava ile açıyorız ve yuvarlakça (benim yuvarlak tepsim küçük oldu kare kullandım) bir tepsiye ilk katı yayıyoruz. Hamuru tepsinin kenarlarından biraz taşırıyoruz ve üzerine kıyma harcımızı her tarafa eşit olarak dağıtıyoruz. Harç üzerine küçük tereyağı parçaları yerleştiriyoruz.






Hamurun ikinci yarısına da aynı işlemi uyguluyoruz ve kıymaların üzerine seriyoruz. Kenarlarından hafifçe taşırdığımız ilk kat hamurun kenarını üst katın üzerine örterek elimizle şekilli olarak birleştiriyoruz.


Üzerine yumurta sarısı sürüp üst kattaki hamurun tam ortasına çay tabağı kadar bir delik açıyoruz. Açtığımız deliğin kenarlarına bıçakla kesikler atıp ortaya çıkan minik yaprakları kenara doğru kaldırıyoruz. Hamurun ortasında ayçiçeği gibi bir görüntü oluşuyor, bunun amacı hamurun içinde su birikmesini engellemek ve kıymaların pişmesini sağlamak…


170 derece fırında üzeri iyice kızarana kadar pişirip sıcak olarak üçgen şeklinde ve tabii ki ayranla servis yapıyoruz.


Afiyet olsun.

11 Kasım 2008

VEEEE.... BLOĞUM 1 YAŞINDA


Herkese merhaba, uzun süre aşağıdaki çiğ köfte resmini seyrettikten sonra sanırım bu pasta figürü hepimize iyi gelecek :) … Kocaman bir aradan sonra tekrar buradayım. Neler oldu bir bakalım; oğlumla okul düzenimizi oturttuk (içinizden yahu nerdeyse yarıyıl tatili geliyor daha yeni mi oturttun diyenleri duyar gibiyim, ama ne yapalım bu yıl böyle oldu), bloglar kapandı imza kampanyaları yapıldı ben de iki satır eleştireyim dedim ben yazana kadar tekrar açıldı :) neyse imza kampanyasına katıldım bari… Hayatta o kadar geriden geliyorum ki bu aralar, blogumun doğum gününü bile kaçırdım. İnsan kendi elleriyle emek vererek ortaya çıkardığı bir şeyin yıldönümünü kaçırır mı hiç, ben kaçırdım. (Yukarıdaki resimde bir sürü mum var ama biz sadece 1 yaşıdayız, başka resim bulamadım da)

Aslında tüm sorunlar uzun zamandır eve haftada bir temizliğe gelen yardımcı bayanımın işten ayrılmasıyla başladı diyebilirim. Ondan önce hayatımda çocuk-eş-iş-okul-mutfak-ev çokgeni gayet düzenli gidiyordu. İşte ne olduysa hayatıma temizlik-ütü ikilisinin dahil olmasıyla oldu ve düzen alt üst oldu. Oturtana kadar akla karayı seçtim, sanırım bundan sonra da böyle devam edecek çünkü 2 aylık zorlu bir uğraştan sonra yavaş yavaş oturttuğum düzenimi bundan sonra kimseye sırtımı dayamadan devam ettirmeye kararlıyım. Evet bahar temizliği, bayram temizliği derken yılda 3-4 kriz yaşamaya da hazırladım kendimi… Ha bu arada benim dersler de daha başlamadı, o zaman ne olacak, işte onu bilmiyorum…

Gelelim blogumun hikayesine: Geçen sene Ekim ayı civarındaydı sanırım, arkadaşlarla yemekhanede yemek yiyoruz, yemek tarifi sormuş bir arkadaşım onu tarif ediyorum. “Sen bir internet sitesi açsan da biz artık seni yormasak” dedi arkadaşın biri… ben de “aslında bloglar var ben de oralardan çok faydalanıyorum. Ne güzel belki ben de bir tane açabilirim, paylaşılacak çok lezzet var ne de olsa” derken, “e peki adı ne olsun” dendi. Çok düşünmedim Cumartesi günlerini full ama full mutfakta geçiren biri için çok zor olmadı, ismi de ağzımdan dökülüverdiJ Akşam eve gelir gelmez bir heyecan giriş yaptım, şablonlarımı seçtim, olmuştu işte!

İlk zamanlar kafamda o kadar çok yemek ve de arşivimde öyle çok resim biriktirdim ki haftada 5-6 tarif ekledim, yavaş yavaş düzene oturdu… Sonra başka bloglardan arkadaşlıklar kuruldu, en güzeli de buydu bence. Amacım yeni evliler, öğrenciler, çalışan hanımlar ve blog sahipleriyle tariflerimi paylaşmaktı. Unutulmaya yüz tutan ve sadece aile büyüklerimiz tarafından pişirilen yöresel yemeklere de yer vermeye çalıştım. Bir sürü eksiğim var hala ama şu an blogumdan memnunum, imkanım olduğu sürece de yazmaya devam edeceğim. Hatta bir süre sonra kendi internet siteme taşınmayı da düşünüyorum. Sonuç olarak iyi ki aranıza katılmışım diyorum:)


Bugünlük tarif yok ama en kısa zamanda bomba tariflerle geri döneceğim. Kendinize iyi bakın.



20 Ekim 2008

ÇİĞ KÖFTE


Bu aralar çok fena gaza geldim hep zor şeyler yapıyorum. Şimdi benim oğlumun bir huyu vardır, kimden bulaştı bilmem her alışverişe gittiğimizde markette mutlaka bir paket çiğ köfte geçirir eline, bunu alalım mı der. Bense çiğ köfte ve içli köfteyi dışarıda yemeyi sevmiyorum. Her seferinde kuzuma: yok, buradan almayalım ben sana yaparım, diyorum, ama hiç yapmıyorum. Çocuğun canına tak etmiş olmalı ki, babasıyla gittiği marketten çiğ köftelik etle döndüler. Ben de çaresiz oturdum tepsinin başına… Bu çiğ köfteyi yapmayı da unutmuş muyum ne? Ben eskiden hafta sonları sık sık yapardım, ama nedense son yıllarda elim hiç değmedi, bazen anneannemde falan yiyorum ondan herhalde… Çok zor geldi onun için de…
Efendim tarif aşağıdaki gibidir:

4 bardak köftelik bulgur
2 orta boy soğan
200 gr. iyice çekilmiş çiğ köftelik et
4 yemek kaşığı taze dövülmüş kişniş
3-4 yemek kaşığı biber salçası
Bolca isot veya pul biber
Tuz
1 demet maydanoz
1 bağ taze soğan
1 limonun suyu
Kıvırcık veya marul

Öncelikle kuru soğanları küp küp doğrayıp; tuz, kişniş, soğan ve bulguru iyice karıştırıp bulguru kuru bir şekilde yoğurmaya başlıyoruz. Yoğururken bulguru elimize sürterek yoğurursak ellerimiz yara olur. Aynı leğende çamaşır yıkar gibi bulguru bulgura sürterek yoğuruyoruz. En az 20-25 dakika bulguru kuru kuru yoğurduktan sonra yanımıza bir tas içinde su alıyoruz ve arasıra elimizi ıslatarak yoğurmaya devam ediyoruz. Bulgur yumuşamaya başlayınca salça ve biberini ekleyip aynen işleme devam ediyoruz. Elimizi ara sıra ıslatarak yoğuruyoruz. Bulgur tamamen yumuşayınca-ki bu 1 saate yakın sürüyor- eti ve limon suyunu ilave edip yoğurmaya devam ediyoruz. Bulgurların tamamen ezilip merhem kıvamına gelmesi gerekiyor. Maydanoz ve taze soğanı ince kıyıp 1 avuç kadarını bir kenara ayırıyoruz. Kalanları çiğ köftemize ilave edip biraz daha yoğuruyoruz. Sonra cevizden büyük parçalar koparıp avucumuzda sıkarak şekil veriyoruz ve marul döşenmiş tabağa servis yapmak üzere diziyoruz. En üste ayırdığımız taze soğan ve maydonozu serpiştiriyoruz. Bizde çiğ köfte tereyağlı sahanda yumurtaya banarak yenir. Siz de deneyin, bayılacaksınız.

Afiyet olsun…

06 Ekim 2008

İÇLİ KÖFTE


Bayramı ve telaşı geride bıraktık, tatil öylesine uzundu ki yepyeni biri olarak başladım bugün işe… Büyükler işe, küçükler de okula yollandı, yani eski düzene geri dönüldü. Bu arada mutfak hazırlıkları geçen bayramda olduğu gibi yine had safhadaydı diyebilirim. Bu sefer hazırlığımızı İlknur ile birlikte yaptık. Beraberce baklava ve su böreği açtık. Bir gün sonra da yaprak sarmasını hallettim.

Bunlar daha önce tarifini verdiğim lezzetlerdi. Bu bayram daha öncekilerden farklı olarak yemeklerin kralı içli köfte (yani beni çok zorladı da o bakımdan) de yaptık İlknur ile birlikte. İçli köfteyi bu yaz öğrendim. Anneannem büyük bir beceriyle yıllar yılı bize yaptı, ancak son yıllarda yaş itibariyle yaparken zorlandığı için artık yavaş yavaş öğrensem iyi olacaktı. İlk yapmaya başladığım gün çok ama çok zorlandım. Anneannemden yediğim azarların da haddi hesabı yoktu yani.. İtiraf edeyim ki hayatımda yaptığım ennnnn zor yemekti bu... Mantılar, baklavalar, su börekleri yanında bile geçemez: Saatlerce yoğur, sonra aç-ama ne açmak! İyice ince açınca yırtılmaya başlıyor, yok yırtılmasın dersen de acayip kalın oluyor, aynı benim gibi :) . Üstelik önünüzdeki dağ gibi hamurdan minik minik koparıyorsunuz ya saatlerce bitmek bilmiyor... Bu üçüncü yapışım, epey ilerleme kaydettim. Artık fotoğraftakinden bile ince açabiliyorum, aynı zamanda hızım da arttı-daha kısa sürede yapıyorum. Bu bayram anneannem bana gelişinde ikram ettim çok beğendi. Benim anneannem Mardin’li olduğu için ben size o yörede yapılan çeşidini tarif edeceğim. İçli köfte 2 şekilde yapılıyor: haşlama ve kızartma… Ben kızartmalık olanını öğrendim. Yapımına gelince…

Malzemeler:

6 su bardağı köftelik bulgur
250 gr çiğ köftelik et
2 yemek kaşığı taze dövülmüş kişniş
1 yumurta
2 tane haşlanıp ezilmiş patates
1 kg kıyma
2 orta boy kuru soğan
1 su bardağı iri dövülmüş ceviz içi
Tuz
Karabiber
Yarım demet maydanoz

Yapılışı:

Öncelikle bulgurlara taze dövdüğümüz kişnişleri ve tuzunu koyup iyice harmanlıyoruz. Daha sonra 2 bardak sıcağa yakın ılık suyla ıslatıp üzerini örtüyoruz. 1-2 saat bekleyecekler- bu arada biz içini hazırlayalım.

Kıyma ve soğanı iyice kavurduktan sonra altını kapatıp, tuzunu, karabiberini, cevizi, ince kıyılmış maydanozu ekleyip güzelce karıştırıyoruz. İçimiz hazır.

Diğer yandan patatesleri haşlayıp, kabuklarını soyup iyice eziyoruz. Dinlenmiş bulgurlarımıza patates ve yumurtayı ekleyip yoğurmaya başlıyoruz.

Çiğ köfte bulguru gibi öncelikle bir süre kuru kuru yoğuruyoruz. Daha sonra arada sırada elimize ufak miktarda su dökerek yoğurmaya devam ediyoruz.

Yoğurma işlemi süresince bol bol su kullanacağız ama elimize azar azar dökerek ve yoğurup bulgura suyu yedirerek devam edeceğiz. Tüm yoğurma işlemi boyunca yaklaşık 4 bardak kadar su kullandım. 2 bardak suyu kullanınca bulgur yarı yarıya zaten yumuşamış ve yoğrulmuş olacaktır.

Bu aşamada iyice çekilmiş çiğ köftelik etimizi bulgura katıyoruz. İyice yedirdikten sonra yoğurma işlemine azar azar su katarak devam ediyoruz.

Bulgur artık yoğurulamaz duruma gelinceye kadar, yani artık tepsiye yapışan bulguru yoğurmak iyice zorlaşınca tamam demektir. Bulgurdan tahminen ceviz büyüklüğünde parçalar kopartıp yuvarlıyoruz. Açma işleminde avucumuzun içini ve parmağımızı sürekli olarak suyla ıslatıyoruz ki biraz incelince bulgur avucumuza yapışmasın veya parçalanmasın.


İşaret parmağımızı ıslatıp hamurun ortasına bastırıyoruz ve avucumuzun içinde döndürerek açmaya başlıyoruz. İyice ince olunca içine ağzına kadar dolacak şekilde kıymalı içten koyup yine sık sık ıslattığımız elimizle üst kısmını örselemeden birleştiriyoruz. Yavaş yavaş avucumuzda yassı bir şekil veriyoruz. Daha sonra kızgın yağda güzelce kızartıp peçete üzerinde yağını biraz süzdürdükten sonra servis yapıyoruz.

Şayet hemen kızartmayacaksanız 1-2 gün buzdolabında üzeri örtülü ve de birbirine değmeyecek şekilde dizdiğiniz bir kapta muhafaza edebilirsiniz. Ya da benim yaptığım gibi daha sonra kullanmak üzere derin dondurucuda saklayabilirsiniz. Ama sakın mikrodalgada çözdürmeyin ve iyice çözülmeden de kızartmayın.

Afiyet olsun.