
05 Aralık 2008
30 Kasım 2008
GÜVEÇTE ETLİ NOHUT
19 Kasım 2008
FITÇIN
Yapımı çok zor değil aslında hamuru yoğurduktan sonra öyle çok düzgün açmaya da gerek yok. Neyse hemen tarife geçeyim ben…
Malzemeler:
Hamuru için:
Yarım su bardağı süt
2 kaşık yoğurt
1 çay bardağı sıvı yağ
Tuz
Bir tutam şeker
Yarım paket yaş maya
İç harcı için:
300 gr. kuzu kıyma
1 baş rendelenmiş kuru soğan
2 adet minik küpler halinde doğradığımız domates
2 diş sarımsak
Tuz
Karabiber
1 yemek kaşığı pul biber
2-3 adet ince kıyılmış sivribiber
2 çay bardağı su
Yapılışı:
Hamuru malzemelerine unu ele yapışmayacak yumuşak bir hamur oluncaya kadar ekleyip yoğuruyoruz. Ilık bir ortamda dinlenmeye bırakıyoruz. Hamur mayalanırken içini hazırlıyoruz. Kıymayı, domatesleri, rendelenmiş soğanı, ezilmiş sarımsağı ve diğer tüm malzemeleri iyice harmanlıyoruz.
11 Kasım 2008
VEEEE.... BLOĞUM 1 YAŞINDA

Herkese merhaba, uzun süre aşağıdaki çiğ köfte resmini seyrettikten sonra sanırım bu pasta figürü hepimize iyi gelecek :) … Kocaman bir aradan sonra tekrar buradayım. Neler oldu bir bakalım; oğlumla okul düzenimizi oturttuk (içinizden yahu nerdeyse yarıyıl tatili geliyor daha yeni mi oturttun diyenleri duyar gibiyim, ama ne yapalım bu yıl böyle oldu), bloglar kapandı imza kampanyaları yapıldı ben de iki satır eleştireyim dedim ben yazana kadar tekrar açıldı :) neyse imza kampanyasına katıldım bari… Hayatta o kadar geriden geliyorum ki bu aralar, blogumun doğum gününü bile kaçırdım. İnsan kendi elleriyle emek vererek ortaya çıkardığı bir şeyin yıldönümünü kaçırır mı hiç, ben kaçırdım. (Yukarıdaki resimde bir sürü mum var ama biz sadece 1 yaşıdayız, başka resim bulamadım da)
Aslında tüm sorunlar uzun zamandır eve haftada bir temizliğe gelen yardımcı bayanımın işten ayrılmasıyla başladı diyebilirim. Ondan önce hayatımda çocuk-eş-iş-okul-mutfak-ev çokgeni gayet düzenli gidiyordu. İşte ne olduysa hayatıma temizlik-ütü ikilisinin dahil olmasıyla oldu ve düzen alt üst oldu. Oturtana kadar akla karayı seçtim, sanırım bundan sonra da böyle devam edecek çünkü 2 aylık zorlu bir uğraştan sonra yavaş yavaş oturttuğum düzenimi bundan sonra kimseye sırtımı dayamadan devam ettirmeye kararlıyım. Evet bahar temizliği, bayram temizliği derken yılda 3-4 kriz yaşamaya da hazırladım kendimi… Ha bu arada benim dersler de daha başlamadı, o zaman ne olacak, işte onu bilmiyorum…
Gelelim blogumun hikayesine: Geçen sene Ekim ayı civarındaydı sanırım, arkadaşlarla yemekhanede yemek yiyoruz, yemek tarifi sormuş bir arkadaşım onu tarif ediyorum. “Sen bir internet sitesi açsan da biz artık seni yormasak” dedi arkadaşın biri… ben de “aslında bloglar var ben de oralardan çok faydalanıyorum. Ne güzel belki ben de bir tane açabilirim, paylaşılacak çok lezzet var ne de olsa” derken, “e peki adı ne olsun” dendi. Çok düşünmedim Cumartesi günlerini full ama full mutfakta geçiren biri için çok zor olmadı, ismi de ağzımdan dökülüverdiJ Akşam eve gelir gelmez bir heyecan giriş yaptım, şablonlarımı seçtim, olmuştu işte!
İlk zamanlar kafamda o kadar çok yemek ve de arşivimde öyle çok resim biriktirdim ki haftada 5-6 tarif ekledim, yavaş yavaş düzene oturdu… Sonra başka bloglardan arkadaşlıklar kuruldu, en güzeli de buydu bence. Amacım yeni evliler, öğrenciler, çalışan hanımlar ve blog sahipleriyle tariflerimi paylaşmaktı. Unutulmaya yüz tutan ve sadece aile büyüklerimiz tarafından pişirilen yöresel yemeklere de yer vermeye çalıştım. Bir sürü eksiğim var hala ama şu an blogumdan memnunum, imkanım olduğu sürece de yazmaya devam edeceğim. Hatta bir süre sonra kendi internet siteme taşınmayı da düşünüyorum. Sonuç olarak iyi ki aranıza katılmışım diyorum:)
Bugünlük tarif yok ama en kısa zamanda bomba tariflerle geri döneceğim. Kendinize iyi bakın.
20 Ekim 2008
ÇİĞ KÖFTE

4 bardak köftelik bulgur
2 orta boy soğan
200 gr. iyice çekilmiş çiğ köftelik et
4 yemek kaşığı taze dövülmüş kişniş
3-4 yemek kaşığı biber salçası
Bolca isot veya pul biber
Tuz
1 demet maydanoz
1 bağ taze soğan
1 limonun suyu
Kıvırcık veya marul
Öncelikle kuru soğanları küp küp doğrayıp; tuz, kişniş, soğan ve bulguru iyice karıştırıp bulguru kuru bir şekilde yoğurmaya başlıyoruz. Yoğururken bulguru elimize sürterek yoğurursak ellerimiz yara olur. Aynı leğende çamaşır yıkar gibi bulguru bulgura sürterek yoğuruyoruz. En az 20-25 dakika bulguru kuru kuru yoğurduktan sonra yanımıza bir tas içinde su alıyoruz ve arasıra elimizi ıslatarak yoğurmaya devam ediyoruz. Bulgur yumuşamaya başlayınca salça ve biberini ekleyip aynen işleme devam ediyoruz. Elimizi ara sıra ıslatarak yoğuruyoruz. Bulgur tamamen yumuşayınca-ki bu 1 saate yakın sürüyor- eti ve limon suyunu ilave edip yoğurmaya devam ediyoruz. Bulgurların tamamen ezilip merhem kıvamına gelmesi gerekiyor. Maydanoz ve taze soğanı ince kıyıp 1 avuç kadarını bir kenara ayırıyoruz. Kalanları çiğ köftemize ilave edip biraz daha yoğuruyoruz. Sonra cevizden büyük parçalar koparıp avucumuzda sıkarak şekil veriyoruz ve marul döşenmiş tabağa servis yapmak üzere diziyoruz. En üste ayırdığımız taze soğan ve maydonozu serpiştiriyoruz. Bizde çiğ köfte tereyağlı sahanda yumurtaya banarak yenir. Siz de deneyin, bayılacaksınız.
Afiyet olsun…
06 Ekim 2008
İÇLİ KÖFTE
Malzemeler:
6 su bardağı köftelik bulgur
250 gr çiğ köftelik et
2 yemek kaşığı taze dövülmüş kişniş
1 yumurta
2 tane haşlanıp ezilmiş patates
1 kg kıyma
2 orta boy kuru soğan
1 su bardağı iri dövülmüş ceviz içi
Tuz
Karabiber
Yarım demet maydanoz
Yapılışı:
Öncelikle bulgurlara taze dövdüğümüz kişnişleri ve tuzunu koyup iyice harmanlıyoruz. Daha sonra 2 bardak sıcağa yakın ılık suyla ıslatıp üzerini örtüyoruz. 1-2 saat bekleyecekler- bu arada biz içini hazırlayalım.
Kıyma ve soğanı iyice kavurduktan sonra altını kapatıp, tuzunu, karabiberini, cevizi, ince kıyılmış maydanozu ekleyip güzelce karıştırıyoruz. İçimiz hazır.
Diğer yandan patatesleri haşlayıp, kabuklarını soyup iyice eziyoruz. Dinlenmiş bulgurlarımıza patates ve yumurtayı ekleyip yoğurmaya başlıyoruz.
Çiğ köfte bulguru gibi öncelikle bir süre kuru kuru yoğuruyoruz. Daha sonra arada sırada elimize ufak miktarda su dökerek yoğurmaya devam ediyoruz.
Yoğurma işlemi süresince bol bol su kullanacağız ama elimize azar azar dökerek ve yoğurup bulgura suyu yedirerek devam edeceğiz. Tüm yoğurma işlemi boyunca yaklaşık 4 bardak kadar su kullandım. 2 bardak suyu kullanınca bulgur yarı yarıya zaten yumuşamış ve yoğrulmuş olacaktır.
Bu aşamada iyice çekilmiş çiğ köftelik etimizi bulgura katıyoruz. İyice yedirdikten sonra yoğurma işlemine azar azar su katarak devam ediyoruz.
Bulgur artık yoğurulamaz duruma gelinceye kadar, yani artık tepsiye yapışan bulguru yoğurmak iyice zorlaşınca tamam demektir. Bulgurdan tahminen ceviz büyüklüğünde parçalar kopartıp yuvarlıyoruz. Açma işleminde avucumuzun içini ve parmağımızı sürekli olarak suyla ıslatıyoruz ki biraz incelince bulgur avucumuza yapışmasın veya parçalanmasın.

İşaret parmağımızı ıslatıp hamurun ortasına bastırıyoruz ve avucumuzun içinde döndürerek açmaya başlıyoruz. İyice ince olunca içine ağzına kadar dolacak şekilde kıymalı içten koyup yine sık sık ıslattığımız elimizle üst kısmını örselemeden birleştiriyoruz. Yavaş yavaş avucumuzda yassı bir şekil veriyoruz. Daha sonra kızgın yağda güzelce kızartıp peçete üzerinde yağını biraz süzdürdükten sonra servis yapıyoruz.
Şayet hemen kızartmayacaksanız 1-2 gün buzdolabında üzeri örtülü ve de birbirine değmeyecek şekilde dizdiğiniz bir kapta muhafaza edebilirsiniz. Ya da benim yaptığım gibi daha sonra kullanmak üzere derin dondurucuda saklayabilirsiniz. Ama sakın mikrodalgada çözdürmeyin ve iyice çözülmeden de kızartmayın.
Afiyet olsun.
29 Eylül 2008
27 Eylül 2008
ŞÜKÜRLER OLSUN-GEÇTİM :)
Bütünlemeye kaldığım 5 dersin hepsini de vermişim. Korktuğum olmadı ve başardım.
Şükürler olsun...
26 Eylül 2008
24 Eylül 2008
GÜVEÇTE TÜRLÜ
Türlü bizde yazın sık sık yapılır, ben de çok seviyorum. Hem yapımı da kolay, sebzeliğe bakıyorum her sebzeden birer ikişer tane artmış-hemen türlü yapıyorum. Tabii güveçte türlünün de ayrı bir tadı var. Ben genelde ölçüsüz yapıyorum ama size yine de göz kararı bir tarif vermeye çalışacağım.
250 gr. taze fasulye
2 adet patlıcan
2 adet kabak
1 adet patates
3 adet rendelenmiş domates
1 büyük baş soğan
5-6 diş dövülmüş sarımsak
Tuz
Yapılışı:
Öncelikle etleri güvecin dibine diziyoruz, üzerine küp kestiğimiz soğanları döşüyoruz. Üzerine de kenarlarını keserek ayıklayıp yıkadığımız taze fasulyeleri diziyoruz. Daha sonra kabuklarını alacalı kesip doğradığımız patlıcanları koyup, üzerine de soyup yıkadığımız patatesleri yayıyoruz. En üste kabakları soyup doğruyoruz. Dikkat ederseniz sebzeler en zor pişenden en kolay pişene doğru sıralanıyor. Pişmesi uzun zaman alan malzemeler diğerlerine göre daha altta kalacak. Şayet fırında yapacaksanız bu sıralamaya gerek yok, çünkü fırında ısı güvecin her yerine temas ediyor. Biz ocakta pişireceğiz, aslında güvecin özelliği diğer tencerelere göre ısıyı içinde eşit olarak dağıtması ama ocakta bu bir yere kadar oluyor. O yüzden sıralama çok önemli, aksi takdirde fasulyeler henüz tam pişmemişken kabaklar pişe pişe ortadan kaybolabiliyorlar… Neyse sebzeleri dizdikten sonra rendelenmiş domates, tuz ve dövülmüş sarımsakları da güvecin en üstüne döküyoruz. Gördüğünüz gibi yağ ve su yok… Etin yağı ve fasulyelerin salacağı su bize yetecek. Salça da yok, onun yerine domates var, doğal takılıyoruz…
Güvecimizi ocağa koyup altını iyice açıyoruz. Fokurdamaya başlar başlamaz, çok ama çok kısık bir ateşte ağzı kapalı olarak pişmeye bırakıyoruz. Burada en önemli nokta güvecin ağzı hiç hava almayacak, benim güveç kabımın kapağı yok ama çok uyan bir cam kapağım var. Uygun kapak bulamazsanız önce folyo ile güvecin ağzını tamamen kapatıyoruz ve üzerine de herhangi bir kapak geçiriyoruz. Güveci 2-3 saat unutunuz, ev işi yapabilirsiniz bu arada veya alışveriş daha iyi fikir… En az 2,5 saat pişecek, ben geçen gün saat tuttum 2 saat 45 dakikada işlem tamamdı… Ateşini iyi ayarlamak lazım yeterince kısık olmazsa, etler dibine tutabilir.
Pişen güvecimizin altını kapatıp ağzını açıyoruz. Güveç altı kapandıktan sonra 10 dakika kadar fokurdamaya devam edecektir. Fokurdaması geçince çok hafifçe sebzeleri örselemeden bir alt üst yapabilirsiniz. Aman kabağa dikkat, pişince çok kırılgan oluyor, lapa haline gelmesi işten bile değil. Bol bol yiyebilirsiniz, kalorisi düşük ve inanılmaz hafif, sağlıklı bir yemek yaptık. Haydi, afiyet olsun.23 Eylül 2008
MENEMENLİK KONSERVE
Bu yazın en çok nesini özleyeceksin deseler hiç düşünmeden çeşit çeşit meyvelerini ve tabii ki domatesini diye cevap verirdim. O yüzden de bu yaz sonunda bol bol domates istifleyip konservelerini yaptım. Geçen yaz olduğu gibi bu yaz da 10 kilo civarında domatesten konserve yapmıştım geçen haftalarda, ancak 3-5 gün önce eşim çok güzel domatesler görmüş ve dayanamayıp 25 kilo kadar almış. Evet yanlış okumadınız 25 kilo… Eve geldiğimde neye uğradığımı şaşırdım, çünkü mutfak domates tarlası gibiydi. 2-3 gün hafta sonuna kadar buzdolabında zar zor yer bulabildim. En sonunda da bu kadar domatesi oturup yiyemeyeceğim için yine konserve yapmaya karar verdim. 18-19 kilo kadar konserve yaptım, tahmin edersiniz ki bu kadar konserve için de kavanoz ayarlamak çok zor oldu. Bütün hafta sonumu kavanozlardaki yiyecekleri boşaltıp başka yerlere transfer etmekle geçirdim. Bir kısmını klasik domates konservesi, kalanını da menemenlik yaptım. Menemenlik konserve (bu ismi ben uydurdum) aynı zamanda domatesli biberli bulgur pilavı için de son derece patrik oluyor kışın… Domates konservesini geçen yıl kış hazırlıkları başlığında tarif etmiştim. Bakmak isteyenler buradan ulaşabilirler, ben bu sefer sizlere menemenlik konserve tarifini vereceğim.
10 kg. Domates (1 kilodan 1 orta boy kavanoz çıkıyor)
1 kg yeşil biber
1 kg soğan
Tuz
Yapılışı:
Domatesleri kabukları ile birlikte blendırdan geçirip, derince bir tencereye koyuyoruz. Soğan ve biberleri ince ince kıyıp az yağda hafifçe ölünceye kadar çeviriyoruz ve domateslerin üzerine boşaltıyoruz. Bolca tuz ekleyip tencerenin altını açıp kaynadıktan sonra yaklaşık 1-1,5 saat kaynatıyoruz. Arada sıra kapatmayı unutmuyoruz. Bu arada kavanoz kapaklarını kaynar suda 1-2 dakika kadar bekletip dezenfekte ediyoruz. Pişmiş menemenlikleri kavanozlara hiç bekletmeden sıcak sıcak koyup kapaklarını hemen sıkıca kapatıyoruz. Kavanozları baş aşağı çevirip 1 gün boyunca hiç ellemeden bekletiyoruz. Daha sonra istediğiniz bir yere kaldırabilirsiniz. Kapaklarını açmadığınız sürece buzdolabına koymaya gerek yok, ancak kapağını açtığımız konserveyi bitirinceye kadar dolapta muhafaza ediyoruz.
Afiyet olsun.
21 Eylül 2008
HİNDİLİ TAZE FASULYE
13 Eylül 2008
ZEYTİNYAĞLI KOLAY İMAM BAYILDI
Yine uzun zaman oldu yazmayalı, ne çok şey olmuş: Tatil bitti, sınavlar bitti, okullar açıldı, ramazan geldi. Ohooo resmen yeni bir dönem açıldı işte…
Öncelikle tatilden döndükten sonra hummalı bir şekilde ders çalışmaya başladım. Biliyorsunuz final sınavlarına yetişemediğim için girememiş ve 5 dersten çakmıştım. O yüzden sıkı bir çalışma temposuna girdim. Hafta sonu bütünleme sınavlarına girdim, umarım iyi bir sonuç alırım ve bu işin içinden alnımın akıyla çıkarım. Çok emek verdim, çok çalıştım...
Bu arada ben sınavlara hazırlanırken bir de baktım Ramazan gelmiş, iyi de etmiş. Hepinizin Ramazanı hayırlı uğurlu olsun. Günler geçen yıllara göre daha uzun ve tabii ki çok da sıcak, Allah oruç tutan herkese sabır ve kolaylıklar versin. Ben maalesef tansiyon ve mide problemim nedeniyle uzun zamandır tutamıyorum. Ama eşim tutuyor, dolayısıyla akşamları eve gelir gelmez büyük bir iftar telaşı başlıyor bizde…
Tam Ramazan düzenimizi oturttuk derken okullar açılıverdi. Tabii ki önce hazırlıklar başladı, dolaplardan okul kıyafetleri çıkarılıp giydirildi. Küçülenler elden çıkarılıp, yerlerine yenileri konmaya çalışıldı. Eşyalar elden geçirildi. Beslenme, suluk, çanta, okul ayakkabıları vs. vs. kontrol edildi. Ve sonunda büyük gün geldi çattı… Büyük heyecan içinde okula götürdük oğlumu… 4. sınıfa başladı bu yıl, dersler geçen yıla göre daha ağır ve zor olacak, Allah tüm öğrencilerin yardımcısı olsun.
17 Ağustos 2008
MAYASIZ POĞAÇA
14 Ağustos 2008
ÇİKOLATA SOSLU CHEESECAKE
Öyle bir tempoya girdim ki, sabah akşam davranış bilimleri yani sosyoloji ve psikoloji çalışıyorum. Daha önce hiç çalışmadığım ve bütünlemeye bırakırım dediğim 2 dersten biriydi, e artık gün bu gün deyip başladım hatmetmeye... Psikoloji dersi daha önce lisede hiç almamıştım, son derece zevkli olduğunu farkettim, ancak bir o kadar da karışık bir ders. Sosyoloji ise akıllara zarar, oku oku hiç bir şey kar etmiyor. Sadece evlilik, aile ve çocuklarla ilgili bölümleri anladım o kadar :( Yine de iyice hakkını vermem ve bütünlemeden ciddi yüksek bir puan almam gerekiyor, çünkü çalışmadığım için vize ve final notlarım çok düşük.
Bu arada ev ve iş son hızla devam ediyor. Yavaş yavaş tatil dönüşü sendromundan sıyrılıyorum. Yine Cumartesi günleri mutfak trafiği sıkışık ancak akşamları kışa göre daha hafif yemeklerle geçiştirmeye çalışıyoruz. Bol bol meyve tüketmeyi de ihmal etmiyoruz. Buna rağmen aylardır kilomda bir değişiklik olmadı.
Yukarıdaki cheesecake de kekevinden 1-2 ay önce denediğim bir tarifti. Daha ilk yapışımda eşim 2 gün sonrası için söz aldı ve tekrar yaptırttı. 10 gün içerisinde neredeyse 3 defa yaptım, her seferinde değişik misafirlere ikram edildi ve en az 2-3 kişiye tarif edildi. Öyle başarılı bir tarif ki pastanelerden alıp yediklerinizden bile daha güzel. Kısa sürede pişirilebilecek çok pratik ve hafif bir tatlı olması da cabası.
Yalnız benim kek kalıbım tarif için biraz büyük geldi sanırım, o yüzden üst kısımdaki peynirli karışım da çok alçak oldu ilk pişirişimde... Ben de çözüm olarak peynirli karışımın miktarını iki katına çıkardım. Çünkü daha küçük bir kelepçeli kabım yok. Tarife bakmak ve denemek isteyenler buradan ulaşabilirler. Hepinize afiyet olsunnnnn....
09 Ağustos 2008
PATLICAN SALATASI YE#37 MANGAL KEYFİ
Bu ayki etkinlik nedir diye şöyle bir araştırayım dedim. Bir de ne göreyim sevgili Tuğba'nın ev sahipliğinde mangal keyfini yaşayacağız. Kısa süre önce aşağıda tarifini yayınladığım patlıcan salatam ile etkinliğe katılmaya karar verdim, öyle ya mangal yakılır da patlıcan salatası yapılmaz mı?
Sevgili Tuğba'ya etkinlikte kolaylıklar diliyorum. Umarım bol katılımlı bir etkinlik olur.
01 Ağustos 2008
İŞTE GELDİMMMMM...

Yukarıdaki resimler balkonumdaki çiçeklerden bazıları, mor-beyaz biyeli olan da uzun uğraşlardan sonra tutturabildiğim menekşeler. Nedense diktiklerimin büyük bir kısmı tuttu ama bu biyeli menekşelerden neredeyse 20 tane diktim sadece 1 tanesi tutmuş. O yüzden de çok kıymetliler, gözüm gibi bakıyorum.
01 Temmuz 2008
TİRAMİSU
Eylülde bütünleme sınavlarım var, tam 5 dersten sınava gireceğim ve hepsini de vermek zorundayım. Eğer 1-2 dersten borçlu geçersem o kadar dersle seneye baş edemem. Tatilden dönünce beni nelerin beklediğini düşünmüyorum bile… Nasıl olsa evde düşünecek çok zamanım var.
Dedim ya, burada hiç iş yapmıyorum. E tabi girilecek mutfak da yok, ekmek elden su gölden. O yüzden Bernacığımın benim için denediği tariflerden ikincisi olan tiramisuyu huzurlarınıza getiriyorum. Yapın ve yiyin anacığım.
Malzemeler:
1 pastaban
1 su bardağı sıcak su
2 adet üçü bir arada karamelli olursa daha iyi
2 çorba kaşığı toz şeker
kreması:
4 su bardağı süt
1 adet yumurta
3 kahve fincanı un
3 kahve fincanı toz şeker
1 paket labne
1 paket vanilya
Yapılışı:
Süt, yumurta, un ve şeker çırpılır. Kaynayıncaya kadar karıştırılarak pişirilir. Vanilya eklenir ve soğuyunca labne katılır, mikserle çırpılır. Daha sonra sıcak su, kahve ve şeker karıştırılarak kek ıslatılır. Kkekin birinci katına labne krema sürülür. İkinci katı da üzerine yerleştirilip tekrar labne krema sürülür. Daha sonra üzerine kahve serpiştirilir.
Afiyet olsun.
29 Haziran 2008
25 Haziran 2008
KATMERLİ POĞAÇA
Uzun zaman oldu biliyorum. Bir süredir canım hiç bir şey yazmak istememişti. Çünkü büyük emeklerle hazırlandığım final sınavımı kaçırdım. Evet yanış okumadınız kaçırdım. Eve 10 dakika uzaklıktaki sınav yerine gitmek için tam 1 saat önceden çıktım ama sıkışık trafik ve polisin kilitlenmeden dolayı mecburen kapattığı yollar nedeniyle 1,5 saat boyunca sınav yerine ulaşamadım. Ve tabii ki kapıdaki görevliler beni sınava almadılar.
Kaçırdığım sınav cumartesi günü idi ve benim çalıştığım 5 dersten 4’ünü kapsıyordu. Pazar günkü sınava normal zamanında gidebildim ama ne fayda, girdiğim 3 dersten 2’si zaten hiç çalışmadan direkt bütünlemeye bırakacağım derslerdi. Çalıştığım dersinki de o kadar zordu ki ben 2 gün boyunca sürekli ağladım.
Çünkü hesaplarıma göre 7 dersin hepsiden bütünlemeye kalıyordum ve bütünleme sınavında hepsini birden vermem imkansızdı. Bütün emeklerim boşa gitmişti.
Sonuçlar açıklanıncaya kadar akla karayı seçtim. Geçen Cuma günü aldığım bir haberle havalara uçtum, Pazar günü girdiğim derslerden çok zor dediğim sınavdan epey yüksek not almışım. Ayrıca bütünlemeye bırakacağım ve hiç çalışmadığım 2 dersin 1’ni de vermişim. Böylece bütünlemeye kaldığım ders sayısı 5’e düştü. Bunlardan dördü zaten hep çalıştığım derslerdi, diğerini de Allah’ın izniyle vermeye çalışacağım. Şimdi de bugüne kadarki tempomdan çok daha ağır bir tempo beni bekliyor. 2 ay süreyle hiç durmadan tekrar ve soru çözümü yapmam lazım ki çalıştığım dersleri o zamana kadar unutmayayım.
Bu arada hafta sonu annem ve kardeşim İstanbul’dan geldiler. Hep birlikte güzel bir hafta sonu geçirdik. Önümüzdeki hafta kısmetse tatile çıkıyoruz. Ama 1 hafta sonra yine buradayım.
Hafta sonu ayrıca misafirlerim vardı, o yüzden koşturmaca arasında pişirdiklerimin resimlerini çekemedim. Fakat Berna (görümcemin kızı) iki güzel tarif denemiş. İkisinin de hem fotoğrafları hem de tarifi çok hoşuma gitti. Bunlardan biri tiramisu, diğeri katmerli poğaça. Öncelikle katmerli poğaça tarifini yayınlıyorum, tiramisuyu da hafta sonu yola çıkmadan önce yayınlayacağım. Ellerine kollarına sağlık Berna’cığım. Seni çok seviyorum…J
Malzemeler:
1 su bardağı ılık süt
1 çay bardağı sıvıyağ
1 yumurta(akı içine sarısı dışına)
20 gr yaş maya
2 çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı toz şeker
aldığı kadar un
arasına: 100 gr tereyağ veya margarin
içine:lor peynir
Yapılışı:
Mayayı çok az ılık suyla eritip biraz bekletiyoruz. Ilık süt, sıvı yağ, tuz, şeker, yumurta akı ve un ve mayayı ekleyerek ele yapışmayacak yumuşaklıkta hamur yoğuruyoruz. Mayalanmasını beklemeden 14 parçaya ayırıyoruz ve her parçayı tabak büyüklüğünde nişastayla açıp üzerine tereyağından ince bir tabaka sürüyoruz 7.katta yağ sürmeden hepsini birlikte tek yöne olacak şekilde merdaneyle açıyoruz ama fazla ince olmasın. Daha sonra sigara böreği yapar gibi kesip yine sigara böreği sarar gibi içine lor peyniri koyuyoruz ve sarıyoruz. 20-30 dakika tepside bekletip yumurta sarısını sürüyoruz. 180 derecede üzeri kızarana kadar pişirip afiyetle yiyoruz.
26 Mayıs 2008
SU BÖREĞİ
4 günlük tatilin ardından geçen hafta Ankara’ya döndüm. Yolculuk haricinde çok güzel ve eğlenceli geçen bir ziyaret oldu, giderken yollar çok kalabalık değildi ama gündüz yolculuğu yaptığımız için Kuzey çok sıkıldı. Maalesef İstanbul’a mesai bitiminde vardığımız için otogardan ev ulaşmak oldukça zaman aldı. Dönüş yolculuğunu Kuzey uyuyarak geçirsin diye gece yaptık, ancak bir damla uygu yüzü görmeden işe gelmek de bana çok sıkıntı verdi. Bunun haricinde Uzun zamandır görmediğim annem, kardeşim, teyzem, kuzenim ve arkadaşımla beraber olmak bana çok iyi geldi.
Gelgelelim bütün hanımların ortak derdi olan seyahat dönüşü beni de vurdu. Valizler boşaltıldı, bir önceki hafta sonu yıkanamayan çamaşırlar yıkandı, hafta sonu yemek yapılamadığı için bütün hafta kahvaltı ve dışarıda yemek ile idare edildi.
Bu arada bu hafta sonu geçtiğimiz haftanın acısı çıkartırcasına mutfağa bir girdim pir girdim. Haftalık yemeklerimi yaptım. Yanına da haftalık değişmezlerim kakolu kek ve sütlacı ekledim.
Ancak istediğim gibi yufka bulamayınca Kuzeye bugün okula götürecek böreği yetiştirememiştim. Hadi dedim fırsat bu fırsat bu akşam da su böreğini deneyeyim. Daha önce çok eskiden Kuzey bebekken yapmıştım bir kere ama malzemelerini çok net hatırlamıyordum. Açtım anneanneme telefon, aldım tarifi. Sonuç son derece tatmin ediciydi.
Malzemeler:
4 yumurta
1,5 çay bardağı su
3 tatlı kaşığı tuz
Aldığı kadar un
Rendelenmiş peynir, maydanoz
Üzeri için 2 yumurta sarısı
Yapılışı:
Malzemelerin hepsini hamur elimize yapışmayacak kıvama gelene kadar un ekleyerek yoğuruyoruz. 10 bezeye ayırıp bir kenarda biraz dinlendiriyoruz. Daha sonra tüm bezeleri teker teker açmaya başlıyoruz.
Tüm yufkalar açıldıktan sonra ilk kat yufkayı tepsiye haşlamadan çiğ olarak seriyoruz. Üzerine fırça ile biraz sıvı yağ sürüyoruz. Daha sonra kalan yufkaları birer birer haşlamaya başlıyoruz.
Beş kat tamamlanınca peyniri ve maydanozu serpiyoruz ve yine yufkaları haşlayıp dizmeye devam ediyoruz.
16 Mayıs 2008
KIYMALI YAĞLAMA
04 Mayıs 2008
ETLİ BEZELYE
100 gr. Kuzu kuşbaşı
1 orta boy soğan
1 havuç
1 patates
1 kg. Taze bezelye
2 domates
Yapılışı:
Bezelyeleri ayıklayıp yıkıyoruz ve suyunu süzüyoruz. Diğer yandan küp kesilmiş soğan, et ve havucu 1 çay bardağı sıvı yağda güzelce kavuruyoruz. Suyu süzülen bezelyelerimizi de ekleyip kavurmaya devam ediyoruz. En son küp kesilmiş patatesleri ve kabuklarını kesip küp küp doğradığımız domateslerimizi de koyuyoruz. Benim hazırda pişmiş domates konservem vardı, bu sefer onu kullandım. 2 su bardağı su koyup, tencerenin kapağını kapatıyoruz. Kaynayınca ateşi kısıp, kapağı kapalı olarak pişmeye bırakıyoruz. Bezelyeler suyunu çekip şişmeye başlayacaktır. İyiyce yumuşayınca ocağın altı kısıp, servis yapıyoruz.
Afiyet olsun.
01 Mayıs 2008
ÇİLEK REÇELİ
Geçen hafta çilekleri ayıklayıp yıkadım koydum ama hepsini yine bitiremedik. Baktım 1 tabak kadarı kalmış, yumuşayacak yazık olacak. Hemen reçel yapmaya karar verdim ve kaynattım. Böylece bu yıl ilk çilek reçelimizi yemiş olduk.
Reçel pişerken kıvamının koyulaştığını anlamak biraz zor oluyor. Ben şu şekilde test ediyorum. Temiz ve kuru bir kaşığa reçelin suyundan 1-2 damla damlatıyorum. 1-2 dakika beklettikten sonra bakıyorum; eğer hızlı akıyorsa daha zaman var, yok yavaş kıvamlıysa olmuş demektir.
Ben pek öyle ölçülü de yapmıyorum reçelleri. Annemim bana öğrettiği bir yöntem var onu uyguluyorum. Hep de tutmuştur. Reçel yapacağım zaman evdeki meyveyi tas veya tabakla ölçüyorum. Aynı ölçü kabıyla aynı miktarda da şeker koyuyorum. Böylesi çok daha pratik oluyor. Örneğin; bizim evde 1 yemek tabağı kadar çilek artmıştı. Üzerine bir yemek tabağı da toz şeker koydum, pişirdim tam geldi. Tarif aşağıda:
Malzemeler:
1 ölçü ayıklanıp yıkanmış çilek
1 ölçü toz şeker
1 çay kaşığı limon suyu
Yapılışı:
Çileklerin üzerine toz şekeri serpip 1-2 saat suyunu salmasını bekliyoruz. Hafif sulanınca ocağa alıp pişirmeye başlıyoruz. Çilek reçelini çok fazla kaynatmaya gerek yok. Suyu hafif koyulaşınca zaten olmuş demektir. Üzerine limon suyunu ekleyip, bir taşım daha kaynatıyoruz. Daha sonra ateşten alıp, soğumaya bırakıyoruz.
Afiyet olsun.