28 Aralık 2007

SÜTLAÇ


Ah benim oğlum öyle çok sever ki sütlacı. Bugüne kadar hep fırın sütlaç pişirdim, ama hakikaten de epey vakit alıyor akşamları yapmak... Hafta içi iki günde bir pişiriyorum, buna rağmen neredeyse aynı gün bitiyor. Çok seviyor kuzum sütlacı... Neyse anneannemden aldığım bu tarifin yapımı gerçekten kolay. Sütlaç gurmemiz de beğenince sorun halledilmiş oldu. Şimdi ha bire pişiriyorum. Ben yemek yaparken o da bir yandan kendi kendine halloluyor.

Malzemeler:
1 litre süt
1 çay bardağı pirinç
1 yemek kaşığı nişasta
3/4 su bardağı toz şeker
işte sadece bu kadarcık:)

Yapılışı:
Öncelikle sütten 1 kase kadar ayırıp kalan sütü kaynatıyoruz. Pirinci ekleyip tekrar fokurdayana kadar karıştırıyoruz. Ateşi kısıp 45 dakika kadar pirinçler sütün neredeyse yarısını çekip de iyice şişene kadar ağır ağır pişiriyoruz. Pirinçler pişince ayırdığımız 1 kase süte nişastayı ekleyip nişastayı sütün içinde iyice eziyoruz. Tamamen ezilince ateşin üzerindeki pirinçli karışıma ekliyor ve bir yandan da sürekli karıştırıyoruz. Yine kaynayıncaya kadar karıştırmaya devam ediyoruz. Kaynadıktan sonra şekerini ekleyip şeker iyice eriyince ateşten alıyoruz sıcak olarak kaselere koyup soğuduktan sonra buzdolabına kaldırın. En az 1-2 saat buzdolabında bekletip üzerini tarçınla süsleyip servis yapın. (3-4 kase kadar çıkıyor)

Afiyet olsun :)
Not: Tarifi uygulayan bir arkadaşım pirinç miktarının kendilerine fazla geldiğini, bu nedenle de ikinci yapışında birazcık azalttığını söyledi. Yukarıdaki miktarlar bizim ailenin damak tadına uyduğu için ben herhangi bir değişikliğe gerek görmedim. Siz de ilk denemeden sonraki yapımlarınızda pirinç miktarını ayarlayabilirsiniz. Ama bence oran ideal oldu...

27 Aralık 2007

GERİDE KALAN BAYRAM TELAŞI


Bir bayramı daha geride bıraktık. Bayram öncesinde hummalı hazırlıklar yapıldı, zeytinyağlı sarma sarıldı, tavuklu börek yapıldı, baklava açıldı. Yemeğe kalacak misafirler içinden önceden zeytinyağlı barbunya pişirildi. Bayram öncesi son cumartesi günü mutfakta sonuna kadar değerlendirildi. O gün mutfakta olduğumu bilenler hem yardıma hem de sohbete geldiler. Kimi bulaşık yıkadı, kimi mutfağı topladı, kimi de çocukların peşinden koştu; bir yandan da karnımızı doyurmak için saatlik yemekler pişirildi (mesela sulu köfte), çocuklar doyuruldu. Evde bir süredir ayıklanmayı bekleyen bazı sebzeler pişirildi (örneğin kapuska). Akşama gelen eşler yiyecek yerine yorgun argın eşler buldular. Arefe günü temizlik yapıldı, bayram için çikolata alındı, vesaire vesaire...

Aslında hep düşünmüşümdür, bayram evet zevkli ve güzel bir şey ama bayram hazırlığı ve telaşı hele hele hazırlık aşamasında kalabalıksanız bence çok daha güzel. Evet bu bayram öncesi bir de bebek katıldı aramıza, o da ayrı bir bayram telaşıydı sanki...

Bayram sabahı tertemiz-derli toplu evde güzel bir kahvaltı yapıldı, giyinip süslenildi ve bayramlaşıldı. Daha sonra büyüklere ziyarete gidildi. Bayramda herkes uzun zamandır görmedikleri ile hasret giderdi. Hele bu bayram Ankara dışında olan neredeyse tüm yakınlarımız Ankara'daydı. Uzun zamandır özlenen yeğenler büyümüş, birbirimizle hasret giderdik. Herkes birbirini ziyaret etti, tam evden çıkacakken misafirlere yakalanıldı, Yarım saat önce gittiklerinizle başka mekanda yine karşılaşıldı.

Ankara'dayken haftada iki kez görüştüğümüz, ancak daha sonra İstanbul'a taşınan arkadaşlarımız da Ankara'ya geldiler. Tam bir güllaç tutkunu olan arkadaşlarımıza güllaç yapıldı.

Tabii bu arada blogla ilgilenilemedi, bu koşuşturma arasında fırsat olmadı. Pişirilen yemeklerin bir çoğunun resmi çekilemedi...

Sonunda bayram arkasında tatlı bir yorgunluk bırakarak geçti gitti... Gelenler yavaş yavaş dönmeye başladılar, bazıları çoktan gitti, herkes normal hayat koşuşturmasına kaldığı yerden devam etti. Pazartesi sabahı yorgun ve isteksiz gözlerle, çocuklar okula götürüldü-ayaklarımız geri geri giderek işe başlandı. Sizi bilmem ama bu bayram sonu ben kendimi yaz tatilinden dönüyormuş gibi hissettim... Ama eğer hayatımızdaki koşuşturma ve telaş olmazsa tatillerin de bir anlamı olmaz öyle değil mi?

Tarif mi? Bir çoğu önceden yayınladığım tariflerdi zaten. Kalanları en geç bu hafta sonuna kadar yayınlamaya çalışacağım.

Cumartesi görüşmek üzere...

Kendinize iyi bakın. :)

20 Aralık 2007

KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN


19 Aralık 2007

HOŞGELDİN ELİF BEBEK!



Uzun ve heyecanlı bir bekleyişten sonra 17 Aralık 2007 Pazartesi günü minik mi minik, sevimli mi sevimli, misler misi kokan Elif Bebek hayata merhaba dedi.

Kuzey, Ayşegül ve Elif

Hepimize müthiş bir bayram hediyesi oldun. Allah analı-babalı büyütsün. Ömrün sağlıklı, mutlu, uzun olsun.

Aramıza hoş geldin Elif Bebek!






16 Aralık 2007

EV BAKLAVASI


İnanılır gibi değil ama ben baklava yaptım! Ne zamandır öğrenmek istiyordum, genelde bayramlarda tatlı olarak şekerpare gibi tatlılar yapıyordum. Tabii şekerpare de çok güzel bir tatlı ama bayram için çok uygun değil. Bilirsiniz bayramlarda şöyle ağır oturaklı tatlılar yapılırdı bizim büyüdüğümüz evlerde... Bu hafta sonu bebek telaşı nedeniyle Berna ve Güler Ablam bizde kalıyorlardı, bana baklava yapmayı öğretir misin, dedim o da kabul etti. Düşündüğümden daha kolaymış, saatlerce uğraştıktan sonra ortaya nefis bir baklava çıktı. Son zamanlarda aştım mı ne... Eşim şok geçirdi! Çok mutluyum artık ben de bayramlarda baklava açacağım. Teşekkür ederim Güler Abla! Bu tarifi aslında arefe günü yayınlayacaktım ama belki denemek isteyen olur diye bugünden yayınlıyorum. Ben tarifi 2 misli yaptım yaklaşık 2 büyük tepsi baklava çıktı. Bana, anneanneme, Nezahat'a ve Berna'ya da yarımşar tepsi düştü. Ama sizin 2 tepsi baklavaya ihtiyacınız yoktur sanırım:) O yüzden burada normal tarifin yarısını vereceğim.

Son kiii, üç dört!

Tarif geldiiiii....



Malzemeler:


Hamuru için
1/2 su bardağı su
1/2 su bardağı süt
1/2 su bardağı sıvı yağ
1 yemek kaşığı yoğurt
1 yumurta
1/2 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı şeker
1/2 paket kabartma tozu
Aldığı kadar un


İçi için
1 su bardağı iri dövülmüş ceviz


Üzerine
2 su bardağı sıvı yağ
1 yemek kaşığı tereyağ


Şerbeti
3 su bardağı toz şeker
2,5 su bardağı su
1 tatlı kaşığı limon suyu


Açmak için

1/2 kg nişasta

Yapılışı:

Tüm hamur malzemelerini yoğurup kulak memesinden biraz daha yumuşak bir hamur elde ediyoruz. Üzerini temiz bir bezle örtüp bir kenarda 2 dakika kadar dinlendiriyoruz.

Dinlendirdiğimiz hamurları cevizden daha küçük olacak şekilde 40 adet minik bezeye ayırıyoruz.


İlk yuvarladığımız bezeden başlayarak 10 adet bezeyi alıyoruz ve teker teker 13-15 cm çapında açmaya başlıyoruz. Bezeleri açarken kesinlikle un değil sadece nişasta kullanıyoruz. Açtığımız 10 adet hamuru aralarına bol nişasta serperek üst üste diziyoruz. Nişastaları serpikten sonra elimizi üzerinde hiç gezdirmiyoruz. Üst üste dizdiğimiz hamurları 50cm çapına ulaşıncaya kadar merdane yardımıyla her tarafı aynı incelikte olacak şekilde açıyoruz.

Resimdeki benim ellerim tanıştırayım... :)

Böylece ilk katımızı elde edeceğiz, ilk katı tepsiye yerleştiriyoruz.

Not: tepside 40 kat hamur olacaktır. Bunları onarlı gruplar halinde açtığımızda 4 kat hamur elde edeceğiz.

İkinci on katı da aynı şekilde açarak tepsiye diziyoruz ve bu işlem sonrasında dövülmüş cevizin yarısını üzerine serpiyoruz.

Sonra diğer 2 katı da onarlı gruplar halinde aynı şekilde açarak ilk tepsiyi tamamlıyoruz. İkinci tepsiye de aynı işlemi uyguluyoruz.

Baklavaları alengirli :) şekiller vererek kesiyoruz.

Bir kapta 2 bardak sıvı yağ ve 1 yemek kaşığı tereyağı eritip fokurdamaya başladıktan sonra 5-10 dakika kaynatıyoruz. Kaynayan yağı kepçeyle hamurun her tarafına döküyoruz. Burada önemli olan yağın iyice kaynatılmasıdır, öyle ki hamura döktüğünüzde cızzz! diye ses çıkması lazım. Denemek için önce yemek kaşığı ile biraz yağı hamura döküp cızırdamaya başlayıp başlamadığını kontrol ediyoruz. Eğer cızırdamadıysa Güler Ablamın çatık kaşlarıyla karşılaşıyor ve yağı kaynatmaya devam ediyoruz.

Yağı tepsinin her tarafına paylaştırıp, fırına sürüyoruz. Benimkiler 200 derece fırının fanlı ayarında 60-65 dakikada kızardılar...

Fırından çıkardığımız baklavalar için 2 seçeneğimiz var. İstersek şerbeti hazırlayıp dökebiliriz, ya da benim gibi baklavayı 2-3 gün önceden pişirip şerbeti kullanmadan 1 gece önce de dökebiliriz. Şerbeti hemen dökeceksek tarif aşağıda:

Su ve şekeri kaynatıp, limon suyunu da ekliyoruz. Ateşten alıp sıcak hamurun üzerine ılık halde döküyoruz ve bir gece bekletiyoruz.

Şerbeti sonra dökeceksek soğuk hamura sıcağa yakın ılık şerbeti döküyoruz ve yine bir gece çekmesini bekliyoruz.

İşte hepsi bu...

Afiyet olsun.

12 Aralık 2007

PASTANE POĞAÇASI PORSELEN DEMLİK ÇAY SAATLERİ ETKİNLİĞİ 8

Ne zamandır katılmak istediğim bir etkinlikti, ama bir türlü bir şeyler hazırlamak kısmet olmamıştı. Bu sefer daha önceden hazırlayıp yayınladığım pastane poğaçası tarifiyle katılmak istedim. Bu ayki etkinliğe keskinlinin mutfağı ev sahipliği yapıyor. Kendisine kolaylıklar dilerim.



Evet sonunda Berna (görümcemin kızı) kalmaya bize geldi. Hamileliğinin son günlerini yaşıyor, sancılar başlayınca Polatlı'dan zor olacak diye bugün Ankara'ya yerleştiler. Hep beraber heyecandan ölüyoruz, bugün-yarın en geç cumaya bebek geliyor hayırlısıyla... Bakarsınız hastaneden sonra bize yine uğrarlar hatta doğumdan sonra 1-2 gün kalmalarını hayal ediyorum ama ona söyleyemiyorum. Biz de böylece biraz yeni doğmuş bebek kokusu çekeriz içimize... Hatta ben doktoru izin verirse doğuma bile girmek istiyorum, Berna'cık doğal olarak çok korkuyor çünkü... Ben de normal doğuma şahit olmak istiyordum zaten, benimki de normal olmuştu ama ben artık unutmak üzereyim Kuzey çok büyüdü. Neyse hayırlısı ile her ikisi de sağlıkla atlatsın da başka bir şey istemiyoruz...


Gelelim poğaçaya:

Aradım taradım, sordum soruşturdum ama içime sinen bir pastane poğaçası tarifine rastlamadım. Hayatımda ilk defa olarak bir hamur işini kafamdan uydurarak yaptım. Valla çok da iyi ettim çünkü bizimkiler tadına bayıldılar, tam pastanelik kokular yükseldi mutfaktan. Ben mi tabi ki yiyemedim, malum rejimdeyim... :(


Malzemeler:
1 pk yumuşak margarin
1 su bardağı su
1 su bardağı süt
1 su bardağı yoğurt
4 yemek kaşığı toz şeker
2 tatlı kaşığı tuz
2 tatlı kaşığı mahlep
1 paket yaş maya
1 yumurta (beyazı içine, sarısı dışına)
aldığı kadar un

Yapılışı:

Tüm malzemeleri karıştırıp, iyice yoğuruyoruz. Üzerini temiz bir bezle örtüp, sıcak bir köşede 30-40 dakika kadar mayalanmaya bırakıyoruz. Daha sonra istediğiniz bir iç malzemesiyle doldurup yarım ay şeklinde veya yuvarlak şekil vererek tepsiye diziyoruz. Üzerine yumurta sarısı sürüp çatalla çizikler atıyoruz. 200 derece fırında üzeri iyince kızarana kadar pişiriyoruz. Mis gibi yumuşacık poğaçaları eğer diyet yapmıyorsak mideye indiriyoruz.


Afiyet olsun...

09 Aralık 2007

ZEYTİNYAĞLI SOĞAN DOLMASI ye#29


Bu ayki etkinliğin konusu zeytinyağlılar, yani tam bizim evin konusu... Bizde neredeyse her türlü zeytinyağlı hafta sonları çeşit çeşit pişer: yaprak sarması, yer elması, kereviz, pırasa, barbunya vb... Ben de bu ayki etkinliğe hangisi ile katılacağımı uzun uzun düşündüm. Diğer çeşitleri daha önce zeytinyağlılar kategorisinde burada yayınlamıştım ama bu sefer değişik bir türle etkinliğe katılmak istedim. Sonunda soğan dolması yapmaya karar verdim. Bu dolmanın bir de hikayesi var:

Bundan 9-10 yıl kadar önce daha yeni evliyim ve mutfakta derme çatma bir takım yemekleri kafasını gözünü yara yara, boza-deneye yapmaya çalışıyorum. Zeytinyağlı yaprak sarması yapacağım, içini hazırladım sarmaya başladım. O arada çat kapı anneannem (canım beniim!) geldi. Sarmaları sardım bitirdim ama -o zamanlar elimin ayarı da yok-o kadar çok iç arttı ki evde de hiç sebze yok doldurabileceğim, çok moralim bozuldu bu kadar iç ne olacak diye. Anneannem, düşündüğün şeye bak, dedi gel soğan dolması yapalım kalanı ile. Oda neyin nesi? şaşkın bakışlarım arasında soğanları haşlayıp sardı ve pişirdik. Parmaklarımızı yedik eşimle, bayıldık... İnsanoğlu neler icat ediyor, kırk yıl düşünsem aklıma gelmez soğandan dolma yapmak, neyse artık tarife geçelim:


Malzemeler:
10 adet kırmızı soğan
(normal soğanlardan da olabilir, lezzeti ve görüntüsü daha güzel olduğu için ben kırmızıyı tercih ettim)

İç Malzemesi:
1 orta boy soğan

1 su bardağı pirinç
1 paket dolmalık fıstık
1 paket kuş üzümü
1 bardak zeytinyağı
1 yemek kaşığı nar ekşisi
1 adet limon
Yarım çay kaşığı tarçın
Yeni bahar, karabiber
Tuz
1 tatlı kaşığı şeker
Kıyılmış maydonoz ve dereotu
2 bardak su

Yapılışı:
Öncelikle soğanların kabuklarını soyup, bir tarafına boydan boya bir kesik atııyoruz. Üstünü geçecek şekilde su koyup tencerede soğanlar şişinceye kadar pişiriyoruz. Soğanlar pişince altını kapatıp çok dikkatli bir şekilde sudan alıyoruz ve bir kenarda soğumaya bırakıyoruz.

İç malzemesinin hazırlanışı:
Zeytinyağından 1 parmak kadarını ayırıp gerisini tencerede kızdırıyoruz ve fıstıkları kızgın yağda 1-2 dakika çeviriyoruz. Küp kesilmiş 1 adet soğanı da ekleyip soğanlar ölünceye kadar kavuruyoruz. Pirinci de ekleyerek 1-2 dakika da onu kavuruyoruz. Üzerine yarım su bardağı suyu koyup, kısık ateşte suyunu çekene kadar kapağı kapalı olarak pişiriyoruz. Suyunu çekince altını kapatıp; kuş üzümü, nar ekşisi, yarım limon suyu (yarısını daha sonra kullanmak üzere ayırıyoruz), tarçın, yeni bahar, karabiber, tuz, şeker, maydanoz ve dereotunu ekleyerek güzelce karıştırıyoruz. Pişen soğanlar soğuduktan sonra katlarını dikkatlice ayırarak, içine iç malzemesinden koyup bezbol topu şeklinde sarıyoruz.


Tencereye diziyoruz ve üzerine kalan 1,5 su bardağı suyu ve ayırdığımız 1 parmak zeytinyağını döküyoruz. Dolmalar suyunu çekene kadar pişiriyoruz. Suyunu çeken dolmamızı ocaktan alıp üzerine yarım limon suyunu ekleyip oda sıcaklığında soğuyana kadar bekletiyoruz. Soğuduktan sonra tencereden dikkatlice alıp kapaklı bir borcama diziyoruz ve buzdolabına kaldırıyoruz. Soğan dolmamız hazırdır.

Afiyet olsun….